<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859</id><updated>2011-07-30T15:51:57.347-07:00</updated><category term='Yapısal'/><category term='İzlenim'/><category term='Kişisel'/><category term='Uzunca'/><category term='Ivır'/><category term='Transfer'/><category term='Geyik'/><category term='Malumat'/><title type='text'>Vas-is-das</title><subtitle type='html'>Burada pencereye gönderme var sanki...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>28</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-2715740309191896111</id><published>2010-05-29T11:41:00.001-07:00</published><updated>2010-05-29T11:41:58.264-07:00</updated><title type='text'>Korku</title><content type='html'>Bir fare düşünün, bir tarladaki tahıllardan besleniyor -  yaşamı bir anlamda çiftçinin emeği ve toprağın verimine bir yük - ve yaşamı kendisini yakalayan yılan tarafından sona erdiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farenin bilinç düzeyi, duyduğu veya duymadığı korku, av olma bilinci ve tahılla arasındaki av-avcı ilişkisi üzerine yorumda bulunmak anlamsız olacaktır. Yılanın açlığı ve bu açlığı ile avcılık kimliği üzerindeki ilişki üzerine yorumda bulunmak da öyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse bize kalan oluşturduğumuz bu etiketlerin bu sahnedeki yerleri üzerine düşünmek olacaktır bunu yapabileceğimiz tek perspektif ise bu durumda izleyici durumunda bulunan çiftçinin bakış açısıdır zira ancak çiftçinin kognitif yeteneklerini taşıyan bir varlık ile bir dilsel ilişki kurabilir durumdayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçi, kendi varoluşunun devamına tehdit oluşturan yılan'a ve tahıllarından beslenen fareye karşı beslediği korku ile kendisinin bu iki yaratığa karşı av olarak konumlandırmış dahası bu korkunun beraberinde getirdiği kendini koruma ihtiyacı kendisini avcıya dönüştürmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçi, doğası gereği korktuğu ve henüz korkmaya fırsat bulmadığı her nesnenin avı olabilir bu olasılık bu durum onu odaklayacak, agresiftleştirecek ve de kararlılaştıracaktır. Çiftçi, kendi türünün avcısıdır, diğer türlerin avcısı, bilinmeyenin avısı, “kötü”(böse) nün avcısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi türünün oluşturduğu toplumsal bir kürenin içindedir çiftçi. Bu, toplumsal küre belirli bir değerler seti içerir - değerler de hiyerarşik bir yapıyı beraberinde getirdiklerinden - bu da aşağılık ve üstünlüğü beraberinde getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu toplumsal kürenin getirdiği kurumsal ilişkiler üzerine zamandan bağımsız olarak bir düşünelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*  Çiftçi bir kuruma vergi vermek durumunda oluşu ve bu kurumla olan ilişkisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topluımsal ilişkinin bir doğası gereği toprağı işleyen kişi ürününü farklı “hizmetler” karşılığında paylaşmak durumundadır. Bu paylaşımdan çiftçiye düşen pay kurumsal yapının kompleksliğine ve o kurumsal yapıda çiftçinin yerine göre değişecek olsa da bu değişim çiftçinin ürünün vergiye tabi tutulduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çiftçinin üretimini yerine getirdiği doğal ve doğal olmayan koşullar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçinin üretimini yaptığı doğal alanla olan ilişkisi ve bu alanı kullanırken uyguladığı yöntem ve bu yöntemi edinme tarzı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çiftçinin altında yaşamak zorunda olduğu belirli yazılı ve/veya yazısız kurallar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basitçe ifade etmek gerekirse: Normlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çiftçinin bu değişkenlerle olan ilişkisinin tanımlandırdığı - kendi bireyselliğini yaşadığı - bir sosyal tecrübe alanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçinin, toplumsal kodlarla - hakim iktidarla ve kendi iktidar alanındaki diğer bireylerle olan ilişkisini tanınmlamaktadır. Birey, bireyliğini ötekiyle iletişime girerken göstermek durumundadır. Onu “eşsiz” kılan “öteki”nin yokluğunda birey sıradanlığa mahkumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu koşullar, farklı iktidar ve boyun eğme alanları oluşturup farklı ötekileştirmeler ve husumetleri beraberinde getirir. Çiftçi yaşamının her anında farenin yılanla yaşadığı ilişkinin metaforik bir yansımasını gösterecektir. Yılanın, kendi varlığını sürdürmek için bir başka varlığın sonu olmasındaki doğallığı onaylarken çiftçinin kendi iktidar alanını korumak için yapması muhtemel olan bir şiddet eylemini kötü (böse) olarak değerlendirirken tereddüt etmiyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira yorumlayan olarak kendi sosyal çevremizdeki olası identik bir öznenin yaratacığı muhtemel tehdit üzerimizde Demokles'in kılıcı misali sallanıyor. Tehdit, korkuyu ve uyanıklığı beraberinde getiriyor.  Avcı, ancak ve ancak av olduğunda veya av olma ihtimali ona görünür olduğunda avı ile empati kurabilir. İnsanı örnekteki fareden ve yılandan ayıran da tam olarak budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidar, mutlak hakimiyeti altında olanın acziyetini anlama kabiliyetinden yoksundur. Çünkü iktidar, avcı olmaktan başkasını bilmez. Almanca'da schlect  kelimesi kötü anlamına gelmektedir, ancak basit anlamına gelen “schlicht” kelimesinden türemiştir. Nietzche'ye göre bu benzerlik tesadüfi değildir zira iki kelime 30 Yıl Savaşlarına kadar eş anlamlı olarak kabul edilmiştir. Schlicht kelimesinde vurgulanan “Soylu” kişinin kabul edilmeyen hareketi avam veya basit olarak görüyor olmasıdır. Bu tavır iktidarın doğasını anlamak açısından oldukça aydınlatıcıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal kurallar,bireylerin birbirine zarar vermesinin “kötü” olduğu aksiyomuna dayanırlar. Bütün kuralların önceliği ve yönelimi bireylerin hayatlarının sosyal veya fiziksel bir zarar almadan devamı yönündedir. Bir toplumda her birey bir diğerinin mahvı olabilir. Bir yılanla fare arasındaki ilişkiden farklı olarak avcı rolünün her muhtemel özne tarafından üstlenilmesi söz konusudur. Eşit bir toplumda her birey hem av hem de avcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu halde salt olarak avcı rolünü üstlenen “aristokrat”ın “böse”nin yerine “schlecht”i koymasında şaşılacak bir şey yoktur. Aristokrat ahlakı, avcı ahlakıdır. Av'ın kötülüğü avcı için adeta estetik bir değersizliktir. Oysa Nietzche'nin köle ahlakı olarak nitelendirdiği Av'ın Ahlakı'nda kötü av'ın varlığının devamı için bir tehdittir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Av'ın davranışlarını korku yönetir, her bireyi bir av gibi düşünen bir toplumu daha farklı bir duygunun getirdiği değerlerin yönetmesi ise beklenemez. Nietzche'nin deyişiyle”Ahlak sistemleri, duyguların işaret dilidir.” Doğaldır bu yüzden herkesin av ve avcı olduğu bir toplumda  güce ulaşmanın temel motif olması.  Avcılığa yeltenenlerin ve toplumsal kodu bozanların yabancılaştırılma yoluyla toplumdan izole edilmeleri, etkisiz hale getirmek yerine cezalandırılmaları ve toplum dışı kılınmaları hep aynı korkunun ürünüdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle düşmanca yaklaşır ki insan duyusu yabancıya, tanımadığı her sesi her görüntüyü bir tanıdığına benzetmeye çalışır. İnsan,  bilmediği bir dilde sarfedilen bir cümleyi, bildiği bir dilde duymaya çabalar veya kendisini tatmin edecek bir şekilde etiketlemeye. Tehdit altında yaşamayı öyle iyi öğrenmiştir ki insan, başka türlü bir yaşamı tasavvur edemez. Bu yüzden yılanın fareyi yemek için aç olmaktan başka bir gereksinime ihtiyacı yokken, insan farenin yaşamını sonlandırmak için bitmek bilmeyen gerekçeler üretebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumun talep ettiği aynılık, sanatın ve ahlakın önerdiği estetik bütünlük hep aynı noktaya işaret eder. Herkesin birbirinden korktuğu bu yüzden kimsenin bir diğerinden korkmaya gerek duymadığı, normalize olmuş bir toplum. Uygarlığın gücü farklılıkları törpülemesinde yatar, tasarlanmış hakikateleri göstermesinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perspektiflerinin daraltılıp, matematikle yazılmış duaların bitmek bilmeyen tekrarlarıyla bilimin mistifize edilmesiyle sürülür geleceğin insanı. Doğasından gelir insanın yalan söylemek,öncelikle de kendisine, zira insan tecrübesinin büyük bir kısmını tecrübenin zihinde yeniden meydana getirilmesi oluşturur. Zihnimizde oluşan imgenin karmaşıklığı görme yeteneğimizin sınırlarını fersah fersah aşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden bütün bu korkunun dineceği bir zamanın hayali ve dibine düşülen bitmek bilmeyen bir kuyunun kenarında oluşan tutunacak küçük bir çıkıntı insanın tek ihtiyacı olandır gözlerini kapayıp sürüldüğü yere gitmek için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski korkulardan kaçıp yeni korkularla buluşmak için.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-2715740309191896111?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/2715740309191896111/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/05/korku.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/2715740309191896111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/2715740309191896111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/05/korku.html' title='Korku'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-6817424438667770757</id><published>2010-04-19T19:30:00.001-07:00</published><updated>2010-04-19T19:45:20.169-07:00</updated><title type='text'>taş mezarlığı</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;uyku tutmuyor bazen, yazmadan da uyunmuyor... bu sefer ekleyeyim dedim, biz de hep beraber teşhirciliğim tuttu diyelim:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki aşk aynı değil,&lt;br /&gt;İki yüzü öpücüğün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki söz aynı değil&lt;br /&gt;Aynı gelse de kulağa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu resim benim değil,&lt;br /&gt;artık ölü bir tarihin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gözyaşı bir değil&lt;br /&gt;Bakabilirken uzaklara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bak iki ihaneti bir değil öteki yüzün&lt;br /&gt;Bir ihanetin tek yüzü yok ne de son sözü&lt;br /&gt;Bir yüzünde hüzün var, &lt;br /&gt;Kendini parçalayan bir öfkeyle&lt;br /&gt;Bir yüzünde tutkuyla&lt;br /&gt;yaşama sarılan bir aşifte&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yüz bir değil bir aynada&lt;br /&gt;Sakladığını yerinden oynattığımda&lt;br /&gt;Hatırlıyor o yüzü bugünüm&lt;br /&gt;Kanmak isteyerek yine aynı yalana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yalan bir değil ki ah küçük&lt;br /&gt;ama iki yalan da sığmıyor odama&lt;br /&gt;iki ben bir değil ama olsaydı da&lt;br /&gt;bir yalancı bir de saf var bu odada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki aşk bir değil de küçük&lt;br /&gt;her aşk çakılıyor kayalara&lt;br /&gt;iki taş bir değil de canım&lt;br /&gt;her biri batıyor diğerlerinin yanına&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-6817424438667770757?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/6817424438667770757/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/04/tas-mezarlg.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/6817424438667770757'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/6817424438667770757'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/04/tas-mezarlg.html' title='taş mezarlığı'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-8519818750970845483</id><published>2010-04-09T11:10:00.000-07:00</published><updated>2010-04-09T11:12:42.408-07:00</updated><title type='text'>Bazen</title><content type='html'>Bazen istiyorum ki boyband kurayım, adı boys with three legs olsun, muhteşem danslarımız olsun ahenkle dansedip ağaçlara dayayalım. Yürüyen fıkralar, taşınabilir parodiler olalım. Kime çaktık nasıl nasıl çaktık diye şarkılar yapıp, elimizde çekiç, kafamızda kese kağıtlarıyla şarkılar söyleyelim. 80'ler alt yapıları olsun böyle kaygan synth'ler, ağdalı pad'ler, metalik synthbass'lar. Agresif hareketler yapalım, streç pantolonlar giyelim, göğüs kıllarımızı gösterelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ocaktaki pilava bakmaya gidiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat böyle bir şey işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-8519818750970845483?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/8519818750970845483/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/04/bazen.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/8519818750970845483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/8519818750970845483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/04/bazen.html' title='Bazen'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-4278195800349141522</id><published>2010-03-29T12:00:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T13:39:14.900-07:00</updated><title type='text'>Galatasaray'ın Şampiyonluk Şansı</title><content type='html'>Dün maçtan sonra yazmam gerekenlere konsantre olamadığımdan maç yazılarını okudum, umutsuz havayı soludum, insanların mutsuzluğunu gördüm; paylaştım çoğunlukla. Fenerbahçe'nin ne kadar iyi ne kadar takım gibi oynadığını okudum yazılarda. Kendimden şüphe ettim, adil olmuyor musun diye. Bir daha pozisyonlara baktım; evet Fenerbahçe'nin ofsayt nedeniyle kesilen pozisyonları var, ofsayt da değiller, ama Güiza'nın bunları atacağına ne kadar inanıyordu Fenerbahçeliler? Öte yandan bu pozisyonlar Fenerbahçe'nin organize hücumlarının mı Galatasarayın yapısal arızalarının mı bir sonucu? Bunları sormak lazım, ama sormayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın bu sezon neredeyse tüm maçlarını seyretmiş bir insan olarak, Galatasaray'a çok daha net üstünlük kurmuş takımlar gördüm, Galatasaray'ın üstüne gidildiğinde, biraz sertlik gösterildiğinde nasıl sindiğini de gördüm. Fenerbahçe daha "takım" olduğu için değil, takım olmayı gerektirmeyen basit bir dar alan oyunu oynadığı için daha organize görünmüştür. Sahaya oyunu yayıp "skor üretmek istemek" ile oyunu daraltıp 3 pasla ilerideki tek kişiyi kaçırmak arasında ciddi bir "organizasyon" farkı vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk örnekte bütün takımın sorumluluğunu gerektiren bir organizasyon yapısı söz konusuyken, ikinci örnekte 2-3 kişinin doğru koşuları yapması ve diğer oyuncuların asgari pozisyon bilgisi işi kotarır, eğer rakip de yeteri kadar &lt;span style="font-style:italic;"&gt;dis&lt;/span&gt;organize ise. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bozmak her zaman yapmaktan daha kolaydır.&lt;/span&gt; Bu örneği en iyi tecrübe ettiğimiz takım son 3 sezonki Sivas olmuştur sanıyorum. Lucescu takımlarında gördüğümüz bir örnektir bu aynı zamanda, takımın boyunun kısalması, savunmanın önlerinde 2 çapayla oyunu daraltması çok ciddi bir organizasyon gerekmeyen, eksikleri örten bir yapılanmadır. Kısa vadeli faydaları olsa da uzun vadede hiçbir oyuncuya bireysel faydası olmaz, zira eksikleri örter. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray, Madrid'deki maçta bunu denemiş büyük ölçüde başarılı da olmuştur, farklı maçlarda da benzer bir şablon kullanılmış bazen başarılı olunmuştur bazen ise şablon çökmüştür. Bunu denemek ayıp değildir elbet, Yunanistan'ın bu basit düşünce ile Avrupa Şampiyonluğu kazanmışlığı var.  Ancak ne benim futbol anlayışıma hitap eder, ne de dediğim gibi bir takımı bir yerden bir yere götürür.( Yine Yunanistan örneğindeki gibi )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin kötüsü böyle oynayınca bütün işinizi futbol tanrılarına bırakırsınız ya da oyuncularınızı bir an parlayıp bir an sönen yeteneklerine, ya da rakibinizin yeteneksizliğine. Dün Leo Franco'ya Selçuk'a ve Volkan'a denk geldi piyango, onlar sahne aldılar. Ama bir daha maçı gözünüzün önünden geçirin, Fenerbahçe gerçekten kazanmak istedi mi? Fenerbahçe dikine oynadı mı? Fenerbahçe ileride çoğaldı mı? Fenerbahçe gol yemedi, çok iyi kitledi diyorlar rakibi; herkesin kıyasıya eleştirdiği itin makatına soktuğu Galatasaray'ın yanlış tercihler nedeniyle olgunlaşmamış pozisyonları saymazsak 2 net pozisyonu var. Dos Santos'un ve Keita'nın şutları, ikisi de Fenerbahçe'nin gol dahil maç içerisinde bulduğu BÜTÜN pozisyonlardan daha ciddi pozisyonlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani elimizde organize, takım gibi oynayan bir Fenerbahçe var, ve ama hakem hatası ama şu ama bu rakibine 2 net pozisyon veriyor. Bunun karşılığında oyun içinde ürettiği net pozisyon sayısı 0, yok. Çünkü Fenerbahçe rakip kaleye gitmek istemedi ki. Objektif yorum yapacağız diye kimse bana Fenerbahçe'nin oyununun ne kadar güzel olduğunu anlatmasın lütfen, bunun adı objektiflikten ziyade politiklik.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet Galatasaray'ın yapısal arızaları var, evet Galatasaray orta sahası top yapamıyor, evet topsuz oyunda inanılmaz hareketsiz bir takım Galatasaray, ama maçı gözünüzün önüne getirin, bu kadar arızası olan Galatasaray en az Fenerbahçe kadar pozisyon buldu, savunmasını orta sahaya çıkardığında dahi Fenerbahçe'nin görünür bir hücum etkinliği olmadı. Fenerbahçe, adeta rakibinin üzerine gitmek istemedi. İyi oynadı denilen takım buysa, Galatasaray da iyi oynadı ki Galatasaray'ın iyi oynamadığı konusunda hem fikiriz sanıyorum. Neyse bu konuda daha fazla kelam etmeme gerek yok, kötü bir maç seyrettik, normal şartlarda ya Galatasaray kazanırdı ya berabere biterdi; ama Leo Franco'nun hatasıyla Fenerbahçe kazanmayı hayal etmediği bir maçı kazandı, kendi teknik direktörleri bile bunu şansa bağladı zaten. Diyecek pek bir şey yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca her ne kadar Leo Franco'nun ıslıklanmasını yanlış bulsam da yağmur, hesap hatası diyerek hatasını kabul edilebilir görme çabalarını anlayamıyorum. Leo Franco o topa yatmak yerine iki adım yana veya öne atsaydı topu tutacaktı, komik bir kaleci hatasıdır yaptığı. En kibar tabirle de komiktir ve golü hediye etmiştir. Selçuk'un vuruşuna muhteşem denmesi ise benim aklımın almadığı bir diğer mevzu, kalecinin iki adım attığı takdirde kucağına alacağı ağır çekim bir şut hangi kritere göre muhteşem oluyor bilemiyorum... Ben bir taraftar olarak ekstra kurtarışlar yapan bir kaleci değil, güvenebileceğim bir kaleci istiyorum. İlk yarıdaki maçta Fenerbahçe'yi ne kadar kutladıysam ve galibiyetlerini haklı gördüysem bu maçtan sonra da maçı o kadar hak etmediklerini düşünüyorum. Kazandıkları için kutlarım evet, ama hakettikleri için değil ve bu futbolla şampiyon olacaklarına da kesinlikle inanmıyorum hatta yazının geri kalanında işleyeceğiz o konuyu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim umutsuzluk mevzusuna. Anlamıyorum fikstür avantajı dedikleri şeyi, Galatasaray'ın ümitleri tükenmiştir savını; ben gerçekten anlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ın önündeki üç maç:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankaragücü deplasmanı&lt;br /&gt;Trabzon'la içeride&lt;br /&gt;Fenerbahçe deplasmanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe'nin önündeki üç maç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayserispor'la içeride&lt;br /&gt;Beşiktaş'la içeride&lt;br /&gt;Kasımpaşa deplasmanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursa'nın önündeki üç maç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalya ile içeride&lt;br /&gt;Gençlerbirliği deplasmanı&lt;br /&gt;Antep'le içeride&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu takımlardan hangisi için bütün maçlarını rahatlıkla kazanır diyebilirsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe bu 3 maçtan sonra Trabzon ve Eskişehir'le de oynayacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mu fikstür avantajı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş son maçında Bursa deplasmanına gidecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursa, hem Galatasaray'a konuk olacak, hem Beşiktaş'ı ve Kayseri'yi ağırlayacak, hem de karşılarındaki takımlar onlara karşı kapanacaklar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Galatasaray kendini toparlarsa Bursa'yı Sami Yen'de yenebilecek güçte mi?&lt;br /&gt;Yendi diyelim. Aradaki puan farkı 2 diğer rakiplerle arasındaki puan farkı da 2.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rakipler birbirleriyle oynayacaklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray derbilerini bitirdi.&lt;br /&gt;Trabzon maçını bitirdi&lt;br /&gt;Eskişehir maçını bitirdi&lt;br /&gt;Kayseri maçını bitirdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray bu ligde kendine ters gelen Bursa hariç bütün takımlarla oynayacağı maçları bitirdi ki o maç bir hedef maçı olacak, bu takımın belki de bu sezonki son hedef maçı olacak.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftaya sivas'a konuk olacak&lt;br /&gt;sonra Diyarbakır'ı ağırlayacak&lt;br /&gt;Sonra Manisa'ya konuk olacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu maçlardan hangisinde bildiğimiz, kendi kendiyle kavga etmeyen Galatasaray zorlanır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 Hafta içerisinde Fenerbahçe 4 ila 9 puan kaybedebilir. Ne Kasımpaşa'ya karşı kesin favoridir gözümde, ne Kayseri'ye ne de Beşiktaşa. Kaybetmeye de bilir tabii, o zaman hakkıyla kazandıkları şampiyonluklarını kutlarlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 Hafta içerisinde Beşiktaş Fenerbahçe'ye konuk olacak ve Trabzonspor'u ağırlayacaklar, Ankaragücü ve Sivas'a karşı galip geleceklerdir büyük bir aksilik olmazsa ama bu iki maç için kim garanti diyebilir ki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursa ise 4 hafta içerisinde 3 organize ve kendini göstermek isteyen takıma karşı oynayacak. Kendini gösterme kısmı çok önemli zira bu sorunu Sivas da yaşamıştı sezon sonlarına doğru. Anadolu takımları olarak tanımladığımız takımların "üç büyükler"e karşı daha yüksek bir motivasyonla oynadıkları sanırım tartışmayacağımız bir gerçek. Neden peki? Yabancı oyuncular için Şampiyonlar Ligi ve milli maçlar neyse, bu oyuncular için de vitrin orası. Bu maçlarda oyuncular sadece takımları veya elle tutulamayan idealler için değil, kendi yaşamları ve istikballeri için oynuyorlar. Bu yüzden farklı oynuyorlar bu yüzden daha çok asılıyorlar veya isimden korkup teslim oluyorlar. Ama tepkileri ne olursa olsun, rakibin kim olduğunu çok iyi biliyorlar, dahası daha dikkatli daha temkinli oynuyorlar. Bu yüzden Bursaspor'un kolay maçı yok, Denizli maçında da gördük zaten bunu. Bursa bu maçların ardından ise Sami Yen'e konuk olacak. Bence Bursa en az 2 puan kaybıyla gelecektir ve Sami Yen'de alınacak muhtemel bir galibiyet Beşiktaş-Fenerbahçe maçının sonucuna göre Galatasaray'ı lider veya 2. yapabilir. Beşiktaş Fenerbahçe maçında gelecek bir beraberlik Fenerbahçe'nin Kayseri veya Kasımpaşa maçlarından birinde yapacağı olası bir puan kaybıyla birleştiğinde Galatasaray, önümüzdeki dört maçını kazanırsa; Bursa'nın 2 puan arkasında veya önünde Beşiktaş'la ise (bütün diğer maçlarını kazansalar dahi) aynı puanda olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son maç ise Beşiktaş ile Bursa arasında ve Galatasaray, Beşiktaş'a ikili averajda üstlünlük kurmuş durumda yani Galatasaray o maçın sonucuna göre Şampiyon veya ikinci olacaktır kalan tüm maçlarını kazandığı takdirde ki şampiyon olması şiddetle muhtemeldir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın yapması gereken sakin olmak ve sezon başındaki gibi oynamaktır. Rakiplerinin her biri birbirleriyle oynarken Galatasaray'ın şansı sadece Bursa'yı ağırlamasıdır. Bundan 4 hafta sonra yine şampiyonluk şarkıları söyleyebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol böyle bir şey işte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek tek sayalım kalan maçları ve umalım her maç şampiyonluk için bir geriye sayış olsun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivasspor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbakırspor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manisaspor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursaspor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul B.B.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalyaspor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlerbirliği&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-4278195800349141522?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/4278195800349141522/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/03/galatasarayn-sampiyonluk-sans.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/4278195800349141522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/4278195800349141522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/03/galatasarayn-sampiyonluk-sans.html' title='Galatasaray&apos;ın Şampiyonluk Şansı'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-513183945276920815</id><published>2010-03-28T10:48:00.000-07:00</published><updated>2010-03-28T11:13:09.207-07:00</updated><title type='text'>Dünyanın en sakar takımı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/S6-X1VMf-UI/AAAAAAAAAFk/vXCX4KtM9_c/s1600/galatasaray_forma05.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 382px; height: 336px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/S6-X1VMf-UI/AAAAAAAAAFk/vXCX4KtM9_c/s400/galatasaray_forma05.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5453744616247392578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu maçtan sonra ne diyeyim ki? Ceza sahası içinden şutu olmayan Fenerbahçe kazandı. Bütün maç 3 organize pas yapamayan Fenerbahçe kazandı. Tek bir kanat organizasyonu olmayan 6 kişinin arasında Dani'yi bırakan Fenerbahçe kazandı. Ali Sami Yen'de bir Eskişehir, bir Kayseri, bir Antalya kadar oynayamayan Fenerbahçe kazandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle maçlar adalet duygumu zedeliyor işte. Kazanmak istemeyen, kazanmak için hiçbir şey yapmayan takım bir şey yapmak isteyip de yapamayan takıma karşı kazandı. Öyle aman aman savunma yaptığı için de değil, rakip takım kendiyle kavga ettiği için kazandı, Caner ayağına geleni rakibe verdiği için, Keita her aldığı topla beş kişinin arasına girdiği için. Maçı ne kadar Leo Franco verdiyse Volkan'ın kurtarışı da o kadar almıştır buna lafım yok tabii. Ama ne Leo Franco'yu suçlayacak yüzüm ne Volkan'ı kutlayacak halim var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şuna sevinebilirim sadece, bu sene belki de ilk kez yenik duruma düşünce şişirmedi Galatasaray topu, terse paslar attı, kanatlardan delmeye çalıştı. Ama Rijkaard'ın da dediği gibi, artık sonuç almak önemli. Siz bu performansı maça yaymazsanız sınava çalışmayı son güne bırakan haşarı veletler gibi kalırsınız sınıfta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerliler dalga geçecek Galatasaray'la, çok eğlenecek mutlu olacaklar. Olsunlar, babam da Fenerbahçeli en nihayetinde, ama şu var: bu takımla Fenerbahçe daha taraftarına çok tırnak yedirtir ve ben bu maçta yenilen Galatasaray'ı Selçuk'un 50 metreden salladığı karpuzla maçı kazanan Fenerbahçe'ye 4. de olsak 8. de olsak tercih ederim. İşin taktiğin, sistemini, analitik yorumlarını yapanlardan dinleyin - ben adalet duygumu tuvalete atıp sifonu çekmeye gidiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-513183945276920815?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/513183945276920815/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/03/dunyann-en-sakar-takm.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/513183945276920815'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/513183945276920815'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/03/dunyann-en-sakar-takm.html' title='Dünyanın en sakar takımı'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/S6-X1VMf-UI/AAAAAAAAAFk/vXCX4KtM9_c/s72-c/galatasaray_forma05.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-5652962247278163238</id><published>2010-03-06T06:48:00.001-08:00</published><updated>2010-03-06T06:52:24.766-08:00</updated><title type='text'>Bir-kaç Densiz</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/S5JrZvfHLAI/AAAAAAAAAFc/n5QFEnZqidE/s1600-h/omererdogan_otobusinme.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 315px; height: 234px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/S5JrZvfHLAI/AAAAAAAAAFc/n5QFEnZqidE/s400/omererdogan_otobusinme.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445532989432212482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar yine "birkaç densiz"in işi diyecekler. Yönetimler, "birkaç densiz"i cezalandıracaklar... Ve bir gün galaksinin başka bir yerinde, yine bir kaç densiz çıkıp, benzer boklar yiyecekler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey "birkaç densiz" insanları lafım size; kaçırdığınız bir nokta var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İnsanlık tarihi, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;birkaç densiz&lt;/span&gt; tarafından yazılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-5652962247278163238?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/5652962247278163238/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/03/bir-kac-densiz.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/5652962247278163238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/5652962247278163238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/03/bir-kac-densiz.html' title='Bir-kaç Densiz'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/S5JrZvfHLAI/AAAAAAAAAFc/n5QFEnZqidE/s72-c/omererdogan_otobusinme.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-3295879228977234201</id><published>2010-03-04T06:27:00.000-08:00</published><updated>2010-03-04T07:28:17.670-08:00</updated><title type='text'>Dağınık Notlar ve Ben Affleck</title><content type='html'>Bu aralar yoğunluktan çatlıyor, sürekli bir şeylerin yörüngesine giriyorum. Büyük cisimler bizi fıldır fıldır döndürüyorlar; e biz de naçar, dönüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün hava çok güzeldi, narin bir serinlik vardı ki ne yazda ne sonbaharda bulabiliyorum bu havayı. Belki de güneşi özlediğimden böyle gelmiştir bilmiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm sorularıma dürüst cevaplar veya cevapsızlıklar aldığım doyurucu bir dersin ardından, girdiğim japon lokantasından aldığım "ucuz sushi"yi bizim Galatasaray Lisesi'ni andıran bir Fransız lisesi'nin karşısında bir banka oturup, blues eşliğinde tükettim. Ayrıca evet, artık ben de chopstick kullanabiliyorum. Bu sırada yoldan bir aborjinin geçmesini çok isterdim, ama geçmedi, belki de geçmiştir diyerek kendimi avutuyor, bizi balkonundan izleyen kızılderiliye buradan izninizle selam göndermek istiyorum. Bu şarkı Şef Titrek Sincap için gelsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün de bir şey farkettim, plazma bağışının ardından mariahilfer'den aşağı yürürken ki kendileri bana fazlasıyla Bağdat Caddesi'ni anımsatmaktadır; Yalnızca ardında özgürlük vaad eden bir sahil yoktur. Lakin "lan arkasında sahil var hehey" hissi bile daha bir iyi hissettirebilir insanı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte yürürken sağa sola bakıyordum. Moda duyarsızı ve pijamalarıyla sokağa çıkma konusunda tecrübeli bir insan olarak boş baktığım bir vitrinde sayın Affleck'in fotoğraflarını gördüm ki kendisi bana hep bir primatı anımsatmıştır. Yanlış anlaşılmasın kendisinin maymun olduğunu iddia edecek cüreti kendimde bulmuyorum, subjektif bir çağrışım sadece. (bkz. Political Correct)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/S4_RfypOkwI/AAAAAAAAAFU/NRX6ZdrgREw/s1600-h/ben-affleck.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/S4_RfypOkwI/AAAAAAAAAFU/NRX6ZdrgREw/s400/ben-affleck.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444800818615063298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte Affleck'le şirin kıvırcık saçlı bir sarışın poz poz çekinmişler, vitrin de nereden baksanız bir 30-40 metre gidiyor. Boy boy fotoğraflarla dolu. Affleck'in anlamsız ve boş bakışlarından kıyafetleri göremeyen şahsım bir an bu fotoğrafların çekilme amacını hatırlayıp, ne giymiş Affleck acaba diye bir bakmış, sonra da ee ne ki bu şimdi diye kendine sormuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama tabii bu boş bakışma anı bana anlam ifade eden bir kareye dek sürmüştür ki hayatımın bir bölümünü içinde Affleck harf bütünü geçen bir yazıyı yazmak için harcıyor olmamın sebebi de tam olarak bu kare.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu fotoğrafta Affleck ve partneri olacak bahtsız kadın birer şezlongda uzanmaktalar. Ancak kadın kendi şezlongunun üzerinde doğrulup Affleck'e tepeden sevgiyle bakmakta, "ay canım ne şeker canı fındık fıstık ister mi acaba koşup getirsem mi" ile "işte hayatımı birlikte geçireceğim erkek - erkeğim benim"&lt;br /&gt;arasında kalmış garip bir bakış. Ki bu oldukça normal bir bakış, yani bir erkek ve bir kadını içeren kompozisyonlarda, duygusal ve/veya cinsel bir çekimi ifade etmek durumundasınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bana garip gelen kadının bu bakışı esnasında Affleck'in çok alakasız bir yöne doğru boş bir şekilde bakıyor olması oldu. Bu boş bakış esnasında ise Clark çekmekteydi (Clark çekmek: kaşları çatıp on milyon nuri alço gücünde bir yöne doğru bakmak) Neyse kızcağıza Ayşe diyelim. Ayşe, Affleck'e sevgiyle bakarken, Affleck uzaklara düşünen (düşünmesi gereken ama beni ikna etmeyen) gözlerle bakmaktaydı. Bu kompozisyon sık karşılaştığımız bir kompozisyon aslında. Yani kızın kendini tamamen teslim ettiği erkeğin ise derin bakıp başka alemlere daldığı kompozisyon. Benim buradaki derinliği Affleck'e yakıştıramıyor olmam değil yazının konusu, kompozisyonun ta kendisi. Ayşe, "erkeğine" büyük bir sevgiyle : "işte olmam gereken yer" diye bakarken, Erkek neden uzaklara baktırılmaktadır? Olmak istediği başka bir yer mi vardır? Mutsuz mudur? Hayat ona çok mu ağırdır? Akacağı alemleri mi düşünüyordur? Çok mu derindir? Nedir yani? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda kız mı çok sığdır? Çok mu anlıktır? Derin bakma yeteneğinden yoksun mudur? Derin bakma niteliği sadece erkeklere mi bahşedilmiştir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu fotoğrafın en korkunç yanı, dünyanın en boş bakan insanının derin bakışa layık görülmesi zavallı Ayşe'nin ise dünyanın en boş bakan insanına sevgiyle bakması olmuştur benim adıma, şövenizmin zirvesi, erkek egemen dünyanın klimanjaro'sudur bir bakıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yine de... Affleck değil de diyelim ki Woody Allen'ı koyduk oraya, Woody neden uzaklara baksın ki? Ayrıca bu giyim firmasının ve bu kompozisyonu kullanan daha bir çok firmanın bize bununla anlatmak istediği ne? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorular kafamda dönerken, Vitrine baktım erkek firması mı diye, vitrin kadın kıyafetleriyle doluydu. İçeride bir yerlerde Holywood Lifestyle yazıyordu, ha dedim... Ceketime sarınıp devam ettim, dün daha sıcaktı sanki.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-3295879228977234201?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/3295879228977234201/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/03/dagnk-notlar.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/3295879228977234201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/3295879228977234201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/03/dagnk-notlar.html' title='Dağınık Notlar ve Ben Affleck'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/S4_RfypOkwI/AAAAAAAAAFU/NRX6ZdrgREw/s72-c/ben-affleck.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-5642377925430583719</id><published>2010-02-25T11:55:00.001-08:00</published><updated>2010-02-25T12:40:50.226-08:00</updated><title type='text'>İlkokul 3</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/S4bV2HtxhrI/AAAAAAAAAFM/U_dRxIb0hVQ/s1600-h/news_manset_resim_ms_CanerErkin001.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 202px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/S4bV2HtxhrI/AAAAAAAAAFM/U_dRxIb0hVQ/s400/news_manset_resim_ms_CanerErkin001.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442272325484512946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış anlaşılmasın, hedef göstermiyorum, kızmıyorum da. Turu haketmedik bence, kendi sahanda oyunu rakibine bu kadar teslim edersen, oturmuş savunma halinle arkaya böyle uzun toplar yersen, Forlan,Reyes,Agüero,Simao gibi adamları bu kadar genişten alırsan, kaybedersin. Ha kazana da bilirsin, ama kaybetmen doğaldır, muhtemeldir daha da önemlisi adildir; en azından benim adalet duygumu incitmez Hamburg maçındaki gibi. Son dakikadaki golü Reyes'in direkten dönen topuna veya kaçırdığı karşı karşıyaya sayalım. Turu Atletico haketti bu çok ayrı bir mesele.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yine de hani bir şey oynadığımızdan da değil de, bu kadar "tırt" goller yiyip elenmek &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;lan maç zamanı gelse de seyretsek&lt;/span&gt; diyen bünyemi derinden yaralıyor. Yaralamıyor aslında da gol anlarında sinir oluyorum. Yani Agüero oyuncak gibi savunmamızla oynayıp sıfıra inmişken arkaya çıkarsa Simao arkadan gelip topu tavana assa umrumda bile olmaz, sende Agüero yok sonuçta.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ama bu kadar şanslı olup da bunu değerlendirememek garip gerçekten, hani &lt;span style="font-style:italic;"&gt;hiçbir zaman elde edemeyeceğini düşündüğün&lt;/span&gt; bir kızın sana &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;pas vermesi&lt;/span&gt; ama senin bu esnada &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;burnunu karıştırıyor&lt;/span&gt; olman gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resimdeki arkadaşa gelelim, spikerin deyimiyle &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Örkin&lt;/span&gt;. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dakika 88 hakem elle oynamayı görmemiş, sen gidip &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;bir adamın üzerinden atlıyorsun&lt;/span&gt;, sarıyı görmüyorsun. 30 saniye sonra o hırsla gidip bir adama yandan dalıyorsun. Elde var 1. İki dakika sonra &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;gösterecem lan onlara&lt;/span&gt; diyerek 2 kişinin arasından çıkmaya çalışıp, doğal olarak çıkamıyorsun, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;lan hatamı telafi edeceğim &lt;/span&gt;diye arkadan giriyorsun. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Çat ikinci sarı ve yine doğal olarak kırmızı kart.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Geriye saralım. Dakika 88 &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;topu açıp geçmeye çalışmışsın adamını&lt;/span&gt;, kaptırıyorsun topu, kovalıyorsun &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;belki kaparım&lt;/span&gt; diye, kapıyorsun, ama olmuyor adam elle müdahele ediyor golü atamıyorsun. Buradaki umut da &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;çocukluk&lt;/span&gt; evet, iyi yanı bu çocukluğun. Her durumda umut etmek, heyecan duymak, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ya olursa&lt;/span&gt; diye didinmek. Ama işte hatanı telafi etmek, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;tek başına &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Tsubasa misali&lt;/span&gt; göğsünü dikip rakip takımın tamamını çalımlayıp gol atmak&lt;/span&gt;, Japon çizgi filmlerinde oluyor, onlarda da saha 25 dakikada ancak bitiyor zaten, ayrıca top da yumurta şeklinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha geriye saralım. Yer Vicente Calderon, bir hafta kadar öncesi, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;topu kaptırıyorsun&lt;/span&gt;, arkana atıyorlar topu, 2 takım arkadaşın karşılıyor gelen oyuncuyu, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;hatamı telafi etmeliyim yettim gayri&lt;/span&gt; diyerek gidip arkadan atlıyorsun adama, adam yerde kalıyor. Serbest vuruş gol oluyor, oyundan alınıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes sana kızacak, esecek, gürleyecek, seni bu sefer oyundan almayan kendisi de aylar sonra heyecanlanarak bir insaniyet belirtisi gösteren Frank'e de kızacaklar evladına hakim olamayan babaya kızdıkları gibi ama Çocuklara kızılmaz ki... Çocuklar azarlanır ve çocuklar yine bildiklerini okurlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Çocuklarla bir şey kazanılmaz&lt;/span&gt; demişti birileri... ( Alan Hansen: "You can't win anything with kids")&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ferguson diye birileri de onları yalanlamıştı (Sir kendileri),&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama o Ferguson'ın sopası vardı&lt;br /&gt;kalın bir sopası&lt;br /&gt;üzerine kramponlar atılan bir kafası&lt;br /&gt;sınıfa sıra dayağı çeken hoca tipi vardı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o tip ona çuvalla kupa kazandırdı, Beckham, Ronaldo gibi futbol dünyasının bana sorarsanız en sorunlu karakterlerini de futbol dünyasına kazandırdı bu esnada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E Frank'in arkadaş canlısı yüzünde öfkeden eser yok, tur da yok pek tabii... Gelecek bizimdir romantizmine girmeyeceğim, medyum değilim. Ama Alan Hansen,&lt;span style="font-weight:bold;"&gt; ben demiştim &lt;/span&gt;demeden, ben &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;sen demiştin&lt;/span&gt; demek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum, birisinin elinden &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ben demiştim&lt;/span&gt;ini almaktan fena bir şey yoktur dünyada. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yaşasın kötülük.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bu arada söylemeden geçemeyeceğim: bizim yorumcuların &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;takım değil&lt;/span&gt; dediği Pana, Roma'ya iki maçta 6 tane attı.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-5642377925430583719?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/5642377925430583719/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/02/ilkokul-3.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/5642377925430583719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/5642377925430583719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/02/ilkokul-3.html' title='İlkokul 3'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/S4bV2HtxhrI/AAAAAAAAAFM/U_dRxIb0hVQ/s72-c/news_manset_resim_ms_CanerErkin001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-3668638789324685484</id><published>2010-02-16T08:57:00.000-08:00</published><updated>2010-02-16T09:29:07.173-08:00</updated><title type='text'>Pension</title><content type='html'>Pension diyince çoğumuzun aklına pansiyon gelir herhalde, tabii &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;her şey dahilci yeni nesil tatil çetesi&lt;/span&gt;ne dahil değilseniz, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;muhtemelen denize kıyısı olan bir yörede, böyle çiçeklerin asmaların arasında bir pansiyon&lt;/span&gt;a gitmişsinizdir, gitmediyseniz duymuşsunuzdur ya da belki önünden geçmişsinizdir bilmiyorum. Ama Ege resmi içerisinde pansiyonların sıcaklığı, güzeldir ve az değil emekli olup pansiyon açmak isteyen arkadaşlarımın sayısı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pension da garip bir şekilde Almanca'da emeklilik anlamına geliyor. Nereden geldi peki bu aklıma? Bugün soğuk hava yiyip uyanmak biraz kafamı dağıtmak için yürüyüşe çıkmıştım, kuzeye doğru gittim, çok değil birkaç kilometre. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boş bir vitrinle karşılaştım yol üzerinde, vitrinlerden kendime bakmayı severdim bir zamanlar, dışarısı bu kadar karanlıkken kendimi bile görmek istemiyorum ama ilgimi çekti, Viyana'da boş dükkan bulmak zor zaar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir not iliştirilmişti vitrine, Almancası'yla sizi yormayacağım - kısaca şöyle diyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yıllardır müşterim olduğunuz için hepinize kalpten teşekkür ederim. Ancak artık emekli oluyorum ve bu yüzden size üzülerek bildiriyorum ki bu dükkan artık yok. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski bakkalımızı düşündüm, deftere çikolata - cips yazdırdığım, Teoman Amca. Türk Sanat Müziği korusunda söylerlerdi hanımı Ayla Teyze ile, bizimkiler de izlemeye giderdi. Bakkalını kapattıktan sonra orada bir cafe, bir turizm acentası, bir tuhafiyeci açılmıştı sonrasını takip edemedim, zira ben de o apartmandan taşınmıştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi umutlarla açmışlardı dükkanlarını acaba? Ne yaşadılar içinde? Hangi duygularla kapattılar veya devrettiler yerlerini? Bir şey duydular mı ya da? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radyo dinliyordum yürürken, Zenginlik makası diyordu bir kadın, açılıyor. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Fakirliği tanımlar mısınız?&lt;/span&gt; diye sordu sunucu uzun zamandır duyduğum en yumuşak Almancayla. Kadın net bir dille konuştu: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;"Sosyal bir sınırlılık durumudur fakirlik, ama yanlış anlamayın sadece modayı takip etmekten veya opera localarına girememekten değil, dişçiye gitmeden önce ekstra masraflar yüzünden iki kez düşünmekten, çocukların eğitim gördükleri okullardan bahsediyorum" &lt;/span&gt;dedi. Ben kendi ülkemde fakirliğin nasıl tanımlandığını düşündüm, kendi gönüllü fakirliğimi düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para hava gibi olmalı derdim, ne varlığını aramalı ne de yokluğunu hissetmelisin. Makasın açılmasının yan etkilerinden ve bilimsel araştırmalardan bahsetti sonra konu hakkında, bu sırada sunucu da adında veya sözlerinde para kelimesi geçen türlü türlü şarkı çaldı. Sosyal demokrasi örtülü bir kapitalizm, en temizinden hem de, makas kapalı değil, makasın alt tarafındakilere verilen bir sus payı var, asgari yaşam standartlarını ve güvenliklerini sağlayan ki bu standartlar Türkiye'de orta sınıf diye tabir ettiğimiz grubun standartlarının üstünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demem o ki, aç adamın ideolojiyle işi olmaz, ama tok adam da şikayet etmez. Sürekli aç olanlar değil mi zaten tüm devrimleri yapanlar? Sosyal demokrasi? Kapitalizm? Komünizm adı altındaki Oligarşik Despotizm? Bir sistem başka bir sisteme yer açıp duruyor ve şimdi mülkiyet hakkını ve adaleti "var kılmak" için öne atılan bir gelişim olgusuyla başbaşayız. Bir değirmen gibi öğütüp de değerleri, mayasız hamuruna katıyoruz "gelişimin". Gelişmemiz için bencillik, gelişmemiz için anlamsız bir yarışla, anlam katamadığımız yaşamın, ununa bulanıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Dünya herkesin bencilliğine yetmez, iliklerimize dek biliyoruz. Yine de açız işte, tok olsak da istiyoruz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerinde saymak ne acı verici... Bu yüzden yürüyorum, bir yere varmayacağımı bilsem bile. Yalancı peygamberler tarihini seyrediyorum, bugün de bir sayfa yazılıyor. Soruyorum kendime hangi aslan "Ormandaki tüm AVLAR benm avım" der diye... Hangi aslan her avı yemese de, öldürür diye... Hangi aslan sorar sonra kendine, ama diğer aslan benden fazla yedi diye? Hangi aslan hayıflanır, ama ben gelişmiyorum diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yerlerde birilerinin emekliliğe ayrıldığını bilmek, huzur veriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;sevdiklerin bir kez ölüyor&lt;br /&gt;sevdiklerinle her gün ölüyorsun&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-3668638789324685484?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/3668638789324685484/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/02/pension.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/3668638789324685484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/3668638789324685484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/02/pension.html' title='Pension'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-1621316987917619057</id><published>2010-02-10T04:25:00.000-08:00</published><updated>2010-02-10T04:35:10.692-08:00</updated><title type='text'>Consequence</title><content type='html'>Bugün otobüste bir çocuğa rastladım, aslında bütün sınıf bindiler otobüse, öğretmenleriyle beraber, burada çok oluyor böyle şeyler. Neyse bu rastlamayı tercih ettiğim diğerlerini yok saydıran çocuk otobüsün kapıyla koltuğu ayıran bölmesindeki camdan kendine bakarak garip hareketler yapıyordu. Aslında camla hareketlerin bağını farketmem camdaki yansımasını ısırdığını farkettiğim ana denk geliyor. Ya da alfabeyi ellerinin duruşu ve onların camdaki yansımasıyla birleştirerek a'dan j ye kadar sayması mıydı bana farkettiren... Zaman mefhumunu kaybediyorum evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin şarkıları vardır, elletmez, elleyeni de kızılcık sopasıyla döver, elektrikli testereyle kovalar, sandalyeye bağlar; kucağında pandaya lapdance yaptırtası, kafasını sandozlu sulara sokası, ssk'ya torpilsiz yollayası gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama elleşen sevdiğin bir adam olunca, e bir de nazik elleyince (kulağa kötü geliyor biliyorum), kendinden de bir şeyler katıverince, uykusuzluğu alıp gidiverebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://kutu.tumblr.com/post/356146322/kutu-consequence-notwist-cover-bir#disqus_thread&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca burdan kendisine seslenmek istiyorum: Dandik de olsa bir headset'e kirli ellerimi sürdüğüm an St. Fald'ı kaydedip yollayacağım, kısmet. Ayrıca konserde başarılar, Nonderland'e iyi davranın, trash öğeleri sokuşturmayın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-1621316987917619057?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/1621316987917619057/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/02/consequence.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/1621316987917619057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/1621316987917619057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/02/consequence.html' title='Consequence'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-5330299756221877093</id><published>2010-01-18T19:40:00.001-08:00</published><updated>2010-01-18T20:01:35.397-08:00</updated><title type='text'>Düğmeler</title><content type='html'>Viyana'dayım. 2009 Aralık'tı ilk geldiğimde. Üzerine anlatılabilecek çok hikaye var ama bunları anlatmanın ne yeri ne buna mecalim var, saat geç ve bu hikayeleri hadlerinden fazla bile sık anlattım zaar. Ağzımdan Türkçe kelime çıkmadığı oluyor haftalarca, bazen insan görecek halim bile olmuyor. İyiyim ama genelde, kulağa her ne kadar iyi gelmese de iyiyim. Seçtiğimi yaşıyorum, çoğunuzun sahip olmadığı bir şey olsa gerek bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sene dönem başında buraya geldikten bir hafta sonra bir arkadaşımı, yakın bir arkadaşımı kaybettim ve ardından Türkiye'ye dönmem gerekti. Sanki yaşam bana bir cep evreni yaratmıştı da içine girmiştim, saklandığım yere soktum kafamı, kimse beni görmüyormuş gibi davranmayı tercih ettim. Böyle durumlarda birileri dik durmalı değil mi. Soğuk, bir şey olmamış gibi, söylenmesi gerekenleri söyleyen, yaşama yüzünü çevirmiş... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya tekrar döndüğümde saklandığım yere dönmeye çalıştım. Bazen oluyor geneldeyse olmuyordu. Son haftalarda ise okula yoğunlaşarak yaşamayı unutturdum kendime, ölümü de tabii. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ki bu yazının konusu da burada başlıyor zaten. Küçük şeyler içimizde bambaşka şeyleri tetikleyebiliyor. İnsan çok da karmaşık bir şey değil aslında, tuşlarımız var ve bir şeyler bunlara basıp duruyor, farkında olsak da olmasak da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturup konuşacak bir insan bulamadığımda oturup Türkçe diziler seyrediyorum, Türkiye'de oturup televizyon seyretmişliğim bile yoktur halbuki. Ama bana bıraktığım yeri, konuştuğum, sevdiğim - sevmediğim - ciddiye almadığım insanları hatırlatıyor. Ne bileyim evimde oturmuş olduğum koltuğu hatırlıyorum örneğin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dizilerden birinde bir oyuncu ayrılacağından karakteri öldürmeleri gerekti ve bunun yolunu da trafik kazası olarak belirlemiş senaristler. Şimdi bu karakterin öleceğinin bilincindeyim ve hatta daha ölmeden öldüğünü de senaryo gereği tahmin etmenin de ötesinde bilmekteyim, ama tüm bu ritüel ve acının tekrar tekrar tekrar ve tekrar vurgulanması benim ittirdiklerimi çıkardı bir kenara, düğmelerime bastı, üzerimdeki yorganı alıp bir köşeye fırlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyazladım, ölümü yaşadım tekrar, bulunmuş olduğum cenazelere gittim. Orada bırakmadığım gibi bırakmak istedim kendimi yine bırakamadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen isteklerim, resimler şeklinde geliyor aklıma, metaforlara dönüşüyor düşündüklerim. Bir an cenaze sahnesinden geriye aldım, o karakterin yaşadığı sahneye döndüm. Sadece onu yaşarken görmek için. Yaşadığını görmeye ihtiyacım olduğu için. Yine yaşıyordu, bıraktığım yerdeydi evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ağlamıyorum, pek mümkün olmuyor. Benim ağlamam da böyle oluyor işte, resimlerle. Arkadaşımı geri alamıyorum, onunla geçirdiğim zamnanı veya saklanarak geçirdiğim zamanı da öyle. Yaşam süslü sözcüklerle olacak bir iş değil, birisini sevmek de öyle. Konuşup duruyoruz ama hiçbir şey yaptığımız yok. Boş ekranlara bakıyor sahte yaşantılar tetikliyoruz işte. Ne kadar sahte de olsa bütün bunlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğmelerim var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve yaşam o veya bu şekilde basıyor düğmelerime.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;özel not: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bütün okuyanlarıma buradan Kraftwerk'ten We're the Robots adlı şarkıyı klibiyle birlikte armağan etmek istiyorum. Bu şarkı zamanında burnumu kanatmıştı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özel nota not: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Evet sesle burun kanayabiliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;abuk not: Maslow, pembe dizi çekse bu kadar olurdu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-5330299756221877093?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/5330299756221877093/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/01/dugmeler.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/5330299756221877093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/5330299756221877093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2010/01/dugmeler.html' title='Düğmeler'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-8821178846960702016</id><published>2009-09-04T08:01:00.001-07:00</published><updated>2009-09-04T08:06:40.088-07:00</updated><title type='text'>Kasa Her Zaman Kazanır</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SqEsC5d6gFI/AAAAAAAAAE8/pp8KhU0NTI0/s1600-h/kh.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 100px; height: 120px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SqEsC5d6gFI/AAAAAAAAAE8/pp8KhU0NTI0/s400/kh.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377627858354733138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlıktan Sergen veya Serdar Ortaç bekleyen bünyelere Adrian Mutu küçük çaplı bir şok yaratmış olabilir pek tabii ki. Bu bünyeler için bir dakikalık saygı duruşu istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sıralar rutin haber taramalarımda sık sık Mutu'ya rastlıyorum. Chelsea'nin aldığı ceza ki Mutu konusunun da taraflarındandır kendileri ve Manchester'ın da benzer bir durumla karşı karşıya olması gibi ilginç haberler olsa da ben daha böyle bir duygusal boyutu olan haberlerle irkilen bir bünyeye sahibim bu sıralar. Mutu'nun Chelsea'ye olan borcunu ödemek için Steaua, Chelsea, Juventus ve Fiorentina bir hazırlık turnuvası düzenliyorlarmış. Bütün televizyon geliri de Mutu'nun borcu adına ki bu borçtan bi haber olanlara durumu bilahare açıklayacağım Chelsea'ye bırakılıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutu olsam tüm paraları alır Maldivler'e kaçarım diye düşündüm bir an, sonra ise bu borcun tek yaptırımının futbol oynamamak olduğunu düşününce kaba bir hesap yaptı zihnim. Duygusallıktan da işte bu kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutu şimdi 30 yaşında, Fiorentina'dan aldığı paranın İtalya standartlarını düşününce 2 milyondan fazla olduğunu düşünmüyorum bu paraya 3 sene oynayıp Katar'a transfer olsa, orada da 2.5 alsa 2 sene boyunca 11 eder, ödemesi gereken 17'ye hala 6 kalır... Yani futbol hayatının geri kalanında karın tokluğuna oynasa bile çıkacak bir miktar değil bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SqEsLoHL4rI/AAAAAAAAAFE/SkQKX1G3gcg/s1600-h/adrianmutu.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SqEsLoHL4rI/AAAAAAAAAFE/SkQKX1G3gcg/s400/adrianmutu.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377628008314823346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki Mutu "bana ne bana ne" dedi ve Beşiktaş'a transfer oldu. Demirören babası ona senelik 4 milyon verdi, ki Nihat'ın 3.5 aldığı ortamda olmayacak şey değil, hatta 3 sene de sözleşme yaptı. 12 milyon primlerle üç senede 13 yapsa, Katar'da kazanması muhtemel olan parayla  Mutu bu parayı çıkartabilir. Ama ortada hala Fiorentina'nın bonservisi var. Bir dava da Fio. açarsa bünye bunu kaldırmaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayların çıkış noktasına gidelim. Chelsea'de mutsuz olan ve pek çok futbolcunun başına geldiği gibi Jose Mourinho ile geçinememe lanetine tutulan Adrian kendini alemlere ve kokaine verir, kim bilir belki de bu yüzden geçinemiyordur?, her neyse bir gün doping testinde çişinde koko çıkan Mutu, "Ama ben onu doping diye almıyordum ki süper kafası var sen de denesene babuş." dese de, Chelsea yönetimi ve teknik direktör Jose, bu 7 ay ceza alan Adrian'ı "We'll sue your ass" diyerek kapı dışına koyarlar. Gerçekten dedikleri gibi Adrian'ın götüne sağlam bir dava açar Chelsea avukatları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha geriye gidelim. Adrian ismi Galatasaray'la geçen Romen futbolculardan biri olarak Romanya'nın altını üstüne getirmektedir. Galatasaray, onca karavana atarken Mutu'yu es geçmiş sonra kafasını taşlara vurmuştur. Bu sırada Inter'e giden Mutu oraya giden her genç gibi nevri dönünce, Verona'ya kiralanmış oradan ise 10 milyon euro bedelle Parma'ya geçmiştir. 23 yaşına geldiğinde Mutu'ya verilen bonservis bedelleri 23 milyonu bulmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parma'da aslanlar gibi bir performans gösteren Mutu, Abramovic'in alışveriş sepetine de girmiş, Parma da kaz buldun mu yolacaksın felsefesi ile Chelsea'ye 30 milyon euro geçirmişti. Chelsea'de Mourinho ile anlaşamayan Mutu kapı dışarı edilince, Moggi ve Agnelli ailesi her zamanki fırsatçılıklarını göstererek sevgilisi tarafından kovulan kızı kapan pezeveng edası ile Mutu'yu bünyelerine katmışlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta Mutu'yu kaparken Livorno'yu da kirli emellerine alet etmek durumundalardı. Zira o zamanlar Romanya, Avrupa Birliği üyesi değildi ve Juventus'un yabancı sınırı doluydu. Neresinden tutsan dökülüyordu bu transfer. Ama Mutu ve amaan ne olacakçı meneceri Juventus'a gitmeyi uygun görmüşlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chelsea davayı kazanmış ve 7 milyon olarak belirlenen tazminatı 13 milyona çıkarmıştı. Bu sırada Juventus'ta eski günlerindeki kadar olmasa da fena oyunlar ortaya koymayan Adrian bedavaya geldiği tek kulüp olan Juventus'a 8 milyon euro kazandırıyordu. Bu sırada Chelsea avukatları davadan davaya koşmakla meşguldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 milyona gittiği Fiorentina'nın yeniden doğuşunda Brescia'dan gelen Luca Toni ile büyük bir pay sahibi olan Mutu, İtalya'da son yılların en verimli forvet performanslarından birini gösterdiğinde piyasası tavan yapmıştı. 16 gol 8 asistli futbolcu, koko günlerini geride bırakmış, kulübü de Roma'dan 20 milyon euro'luk bir teklif almıştı. Reddedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki sezonlarda Mutu'nun performansı dalgalandı, sakatlıklar geçirdi, ama kulübünde istiktrar yakalamıştı ve herkes ondan memnundu. Derken Chelsea avukatları seneler sonra davayı nihayete erdirdiler. 17 milyon euro idi çıkan bedel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chelsea açısından baktığımızda içlerine kaçan bir 30 milyon var. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Fiorentina da oyuncunun bedelini vermiş onu parlatmış ve verimli bir oyuncuya dönüştürmüş tekrar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada yer alan küme de düşürülüp geri dönmüş bir Juventus var evet. Aslında Fiorentina da bu durumdan zarar görmemiş olabilirdi Papaz'ı zamanında elinden çıkartsaydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papaz kaçtı evet... Hakikaten kaçtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçan papazı çıkartma çalışmaları ise sürüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi düzenlenen turnuvada bu adı geçen üç kulübün (Juve-Fio-Chelski) olması da oyuncudan ilk ciddi anlamda kar eden takım olan Dinamo Bükreş yerine onların ezeli rakibi Steaua'nın olması ise öyle böyle manidar değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akmasa damlıyor, Steaua da yüksek profilli takımlarla oynayarak kendi reklamını yapıp Dinamo'ya bak canım senin futbolcunun kurtarılışını ben üstlenirim zaten bu takımların seninle oynayacak halleri yoktu ki mesajını veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereden baksanız olmuyor, komik yani, endüstriye futbol falan diyerek dişinizi kamaştırmayacağım. Ama baştan aşağı kokuyor durum, ve medya bu olayı hayır işi gibi algılıyor bundan romantik hikayeler çıkartıyor. Çok hoş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıncal'ın diline düşün emi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-8821178846960702016?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/8821178846960702016/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/09/kasa-her-zaman-kazanr.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/8821178846960702016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/8821178846960702016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/09/kasa-her-zaman-kazanr.html' title='Kasa Her Zaman Kazanır'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SqEsC5d6gFI/AAAAAAAAAE8/pp8KhU0NTI0/s72-c/kh.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-6819152597202962510</id><published>2009-08-27T14:25:00.001-07:00</published><updated>2009-08-27T14:30:53.602-07:00</updated><title type='text'>Rodrigo Tabata</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Spb643KWPoI/AAAAAAAAAE0/OaE0jBKWrbY/s1600-h/demir%C3%B6ren.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 299px; height: 204px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Spb643KWPoI/AAAAAAAAAE0/OaE0jBKWrbY/s400/demir%C3%B6ren.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374759060100234882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Levent Kızıl olsam Gaziantep'e &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yıldırım Demirören&lt;/span&gt;'in heykelini dikerdim. Demirören'in Antep'e yaptığını; &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Nuh&lt;/span&gt;, sincaplara yapmadı. O derece.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-6819152597202962510?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/6819152597202962510/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/rodrigo-tabata.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/6819152597202962510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/6819152597202962510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/rodrigo-tabata.html' title='Rodrigo Tabata'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Spb643KWPoI/AAAAAAAAAE0/OaE0jBKWrbY/s72-c/demir%C3%B6ren.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-2794840304610121365</id><published>2009-08-20T04:04:00.000-07:00</published><updated>2009-08-20T11:24:21.287-07:00</updated><title type='text'>Karate Çiçek ve Kutsal Cübbe</title><content type='html'>Karate Çiçek'te önceki bölüm:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Karate Çiçek geçtiğimiz bölümde merdivenden düşmüş, okyanusta yüzme hayalleri kurmuş ve kendisini kendinibilmezce şizofrenlikle itham eden psikiyatristini dövmüştü. Fakat psikiyatristinin bundan hoşlanması üzerine hızla mekandan uzaklaşan kahramanımız, karşısına çıkan magandaların kendisini ciddiye almaması üzerine mekandan hızla uzaklaşmıştı. Önce saygı kazanmalıydı. Mersedeslerle, modifiye serçelerle, deli deli doktorlarıyla dolu bir macerayı geride bırakmıştık... Yoksa bırakmış mıydık??? yoksa yoksa yoksa...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karate Çiçek ve Kutsal Cübbe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek elindeki odunu sağa sola sallayarak ve arabaların üzerinden zıplaya zıplaya teras gören evine doğru koşarken, arabalardan galiz küfürler işitiliyordu. İçindeki huzuru bulan Çiçek, okyanusta sörf yaparcasına ilerliyordu arabaların üstlerinde. Zayıf olması arabaların tavanlarının çökmesini engelliyor, gözlerinin kaymış olması ise şöförlerin ona bulaşmasını engelliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevredeki insanlar onu parmakla gösteriyor, ama kimsenin aklına polisi aramak gelmiyordu. Çünkü Pistanbul'da polisten korkulurdu. Polise komşusunu şikayet eden bir adamdan aylarca ses alınamadığı, Donguldak'taki kömür madenlerine sürüldüğü konusunda söylentiler vardı. Hele ki birisi yol sorsun, kodese giden kestirme bir yoldu bu adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden insanlar "bırakın deliyi koşsungari" diye yaklaşıyorlardı duruma. Çocuklar ise yeni bir süperkahramanın doğuşuna tanıklık etmenin heyecanı içerisindeydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okyanus ve mercan görüntüleri arasında evine ulaşan Çiçek önkapıyı kullanmak yerine hırdavatçıdan aldığı ipi belinden çıkarıp balkonuna salladı. İpin ucundaki kanca üst katında oturan teyzenin bakkala uzattığı sepetin ipine takıldığından Çiçek ipi ilk çekişinde sepet aşağı düştü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teyzenin ipini beline bağlayıp sepeti de sol eline alan Karate Çiçek ipi dikkatli bir şekilde kendi balkonuna attı. Bu sırada dışarı çıkan bakkalamca, "Kızım asansörle çıksan şimdiye duş almış giyinmiş akşam yemeği için benden yeşil çayla pirincini almak için de sepetini sarkıtmıştın dedi." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Beni kimse anlamıyor" diyen Çiçek, başarılı atışının heyecanıyla balkonuna tırmandı. Fakat o da ne, balkon kapısı açıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Aman allahım!" dedi Çiçek, korkuyla ve şaşkınlıkla karışık bir heyecanla. Pataklayacak yeni kötü adamlar vardı evinde, "yihu" dedi. Camdan içeri uçan tekmeyle giren Çiçek'i annesi ne yapıyorsun kızım diyerek döner tekme ile karşıladı. Annesinin ayağının tersi kafasında patlayan Çiçek, "ama ama" diyebildi sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesi demokratik bir anne değildi Çiçek'in. Çocuğunu pataklamayı eğitimin bir parçası olarak görmesinin yanı sıra, eğlenceli de bulurdu. Tabii çocuğunun zaman zaman onu pataklamasını da. Ama hepsi bu kadar. Bu ninja kafalarını anlamıyordu, ne orta çağda yaşıyorlardı ne de yaptıklarının mistik bir yanı vardı. Birbirlerini tepip duruyorlardı işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesinin attığı tekmeyle sersemleyen Çiçek, zorlukla "Anne ne yemek var?" diyebildi. "Git yıkan" dedi annesi, "kokuyorsun.".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir süperkahramana reva mı diye düşündü Çiçek duşunu alırken. Hiyaa diye bağırdı ve kalebodurları kafasıyla parça pinçik etti. Odasına gittiğindeyse içeriden "Aa Çiçek, daha yeni yaptırmıştık!" sesini duydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesi bastırmak için Libertines albümünün sesini açan Çiçek, Punk günlerini yad ediyordu. Lisedeyken de cool bir kızdı o şimdi daha bir cool'du. Artık o bir süperkahramandı. Ama bir yandan da küçük bir kızdı. Evet bir süperkahraman hikayesinde olabilecek tüm klişeler adeta Çiçek üzerinde beden buluyordu. Bilgisayarını açan Çiçek internet'te Yomuşitsu San ile yeni dövüş teknikleri üzerine konuşuyor, bir yandan da haberleri okuyup pataklayacak kötü adam arıyordu. Bu sırada aklına cübbeye ihtiyaç duyduğu takıldı, googlelayıverdi. Sarıklı sarıklı adamlar, imamlar, taze mezunlar, avukatlar ve hatta sünnetlik çocuklar çıktı karşısına ve asabı bozuldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işi daha farklı yollardan halletmeliydi. Fakat annesinin sesi onu düşüncelerinden çekip aldı adeta: "Kızım hala bilgisayarın başında mısın, hadi gel yemeğin soğuyor"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Fesupanallah" dedi Çiçek, anlamını bilmeden. Annesiyle birlikte yaşamıyordu, yanlış anlaşılmasın. Annesi onu memleketten ziyarete gelmişti, anahtara da ihtiyacı yoktu, o da kapıyı pek kullanmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapuskasını kaşıklayan Çiçek, annesiyle havadan sudan konuştu bir yandan da, cübbeye ihtiyacı olduğunu söyledi, annesi ise tez bir sünnet esprisi patlattı. "Bulaşıkları da yıkarsın artık" diye cellanenen Çiçek pencereden uçan tekmesiyle çıktı. Annesi ise arkasından gelirken süt almayı unutma, irmik helvası yapıcam dedi. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Evet evde irmik vardı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Limiti yüksek bir kredi kartıyla vitrin vitrin dolaşan Karete Çiçek hiçbir yerde kendine uygun bir cübbe bulamıyordu. Buldukları ya dardı ya da boldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmutpaşa geldi aklına bir anda, orada her şeyi bulabilirim dedi kendi kendine. Vapur'a binen ve simidini kemiren Karate Çiçek edepsizlik yapan martılara da yıldız atar gibi fırlatıyorlardı simitlerini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafalarına simitleri yiyen martılar sersemleyip denize çakılıyorlardı. Eminönü'nde inen Çiçek, hızlı adımlarla insan kalabalığını yararak Mahmutpaşa'ya ilerledi. Gördüğü ilk dükkanda aradığını bulamayan Çiçeği güdüleri yaşam enerjisini yoğun bir şekilde hissettiği başka bir dükkana yönlendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dükkan'ın önünde yaşlı başlı mülayim bir amca bekliyordu. Hacı Tosun diyorlardı ona. Yaşamının yoğunluğu yüzündeki çizgilerden belli oluyordu, takunyaları ise belli ki dededen kalmaydı. Böyle takunyalar artık yapılmıyor derdi hep, göbeği ise statüsünü gösterirce haşmetli bir şekilde önünde yükseliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/So2UrEUe8gI/AAAAAAAAAEk/hvmVKkYmvhk/s1600-h/AFIS-EROTIK-SEYTAN-KOSEYI-DONDU-BULENT-KAYABAS__7906105_0.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 279px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/So2UrEUe8gI/AAAAAAAAAEk/hvmVKkYmvhk/s400/AFIS-EROTIK-SEYTAN-KOSEYI-DONDU-BULENT-KAYABAS__7906105_0.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372113398137811458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hacı Amca" dedi Çiçek. "Cübben var mı"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Neylicen cübbeyi kızım sana pevdösü vevelim" dedi Hacı Tosun. "Gvisi va kahvevengisi va. Bileğe kadav da övtüyo çok güzel hem sıcak tutuyo hem sevap süpev süpev." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Amca n'apıyım ben pardesüyü, kareteciyim ben, Karete Çiçek'im tanımadın mı" dedi Çiçek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kavete mi?" dedi ve güldü Hacı Tosun dişlek bir sincap gibi konuşuyor olmasına bakmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan yüzüne sıçramıştı, kıpkırmızı oldu Çiçek. "Amca lütfen dalga geçme, saygı mühim bir şey dedi"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kızım bir git ya" dedi amca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekmeye hazırlanınca Çiçek, amca "Aman" dedi. "Kızım bir yevini kıvacaksın bi sakin duv bakiyim." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek "CÜBBEEEE" diye bağırınca, Amca omuz silkip içeriye yöneldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacı Tosun bir süre sonra elinde simsiyah kırmızı şeritli bir cübbeyle takunyalarını şaklata şaklata çıkınca, Çiçek'in gözlerinin içindeki sönmek bilmeyen o ateş yeniden canlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cübbe'yı uzattı Çiçek'e hacı, küçük bir kız gibi heyecanlanan kahramanımız ellerini amcaya doğru uzatıp Cübbe'yi aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amca: "Sana bu kadim zamanlavdan kalma yüce cübbeyi veviyovum Kavate Çiçek. Bunu büyük büyük dedeme Çin İmparatovu vevmişti, hayıvlava vesile oluv inşallah" dedi. Çiçek'in gözleri yaşarmıştı. "Sahi mi?" dedi aslında bir süper kahraman olan küçük kız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sahi sahi" dedi Hacı Tosun. "Şu kavşıdaki dönevci Osman'ın da aslında bir katana koleksiyonu vav. Bu çağdaki en güzel katanalav ondandıv" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerinde zıplayan Çiçek, cübbeyi üzerine geçirip kredi kartını Hacı Tosun'a verdi. Limiti kökleyen Tosun kartı Çiçek'e geri uzattı bir şey demeden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek de koşarak karşıdaki dönerciye yöneldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada Hacı Tosun'un olanları izleyen komşusu iç çamaşırcı Mayokini Nuri, "Hacı amca valla o cübbe Çin İmparatoru'ndan mı gelmişti, ne gizemlerle dolusun?" diye katıldı ortama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacı Tosun ise "Hehehe Nuvi ne safsın, onlav seksenlevden kalma türk povnosu geceliklevi. O dönemde çok satıyodu öyle seksi şeylev. Hatta Bülent Kayabaş kivalamıştı onu eki eki" diye cevapladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Mayokini Nuri "Abi ne biçin hacısın sen ya..." dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu esnada dönercide ise bambaşka bir mevzu çıkmaktaydı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-2794840304610121365?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/2794840304610121365/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/karate-cicek-ve-kutsal-cubbe.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/2794840304610121365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/2794840304610121365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/karate-cicek-ve-kutsal-cubbe.html' title='Karate Çiçek ve Kutsal Cübbe'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/So2UrEUe8gI/AAAAAAAAAEk/hvmVKkYmvhk/s72-c/AFIS-EROTIK-SEYTAN-KOSEYI-DONDU-BULENT-KAYABAS__7906105_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-795747492394024841</id><published>2009-08-20T02:57:00.000-07:00</published><updated>2009-08-20T03:50:13.009-07:00</updated><title type='text'>Karate Çiçek - Le Prologue</title><content type='html'>Çoğu hikaye alelade bir gün tasviriyle başlar. Yağmurluydu, güneşliydi, bulutluydu... Bir önemi var mı? Belki mekanı kafanızda canlandırmanız ve karakterleri o mekana yerleştirmeniz açısından gerekli olabilir, ama bu hikaye öyle hikayelerden biri olmayacak. O yüzden hava durumu istiyorsanız gün içerisindeki herhangi bir 32 geçe herhangi bir haber kanalını açın. Hava durumlarına ne kadar önem verdiğimiz onu haberlerin neresine attığımızdan belli zaten, bir de hava durumu için haberlerin bitmesini bekleyen bir kitle var. Haberleri sunan yaşlı bir amca değilse onların da neyi beklediğini tahmin edebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyorduk, Çiçek. evet. Hatta arkadaşlarının ve düşmanlarının ifade ettiği şekilde, Karate Çiçek. Orijinal bir isim olmadığının farkındayım, Karate Kid, Karate Cüneyt, Karate onur. Binlerce uzakdoğu adam pataklama disiplini varken neden karate veya karete, neden kendo ibrahim yok mesela... Neden? Kung-fu'nun hakkını yemeyelim, onun pandası var. Neyse Karate ismini bana değil, arkadaşlarına sormalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek, kafayı şintoyla kırmış bir kızcağız idi. Onlarca arkadaşı olsa da en iyi dostu kareteydi. Deniz gören bir terası gören evinin balkonundan o deniz gören terastan denizin nasıl görüneceğini düşünürdü bazen. Bazen ise meditasyonla ulaştığı gizli odasında okyanuslara açılırdı. Yüzerdi özgürce. Tantrik kafalara ulaşır, hava sıvılaşırdı etrafında, yüzerdi bakkala ekmek almaya giderken, merdivenlerden dipten kum çıkarırcasına iner, kafasını gözünü kırardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu dipteki yengeçlere verirdi Çiçek, ama yakın arkadaşları bu durumdan gizli sensei'sini sorumlu tutarlardı. Annesinin yüksek bir ebevenynlik refleksiyle onu yolladığı psikiyatrist şizofreni teşhisi koyduğunda, Çiçek şıpıdı terliklerini çıkarıp adamı terlikleriyle dövmek istemişti. Ama hayır, karetenin bir üslubu vardı ve Sensei'si bunu asla onaylamazdı. : Çiçeğin ayak tabanlarıyla tanışmıştı ukala psikiyatristin yüzü, psikiyatrist ne anlardı ki? Alt tarafı bir Şırinkti işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek, şeker kız Kendi'den hallice, her şeyi gülümsemesiyle çözen bir kızdı gençliğinde. Karate'yle tanıştığında ise "Yaşasın, artık gülerek adam edemediğimi döverek adam edeceğim!" demişti. Bunun yanında bir de gizli silahı vardı Çiçek'in. Muhtemelen yarattığı bu cins kulunun haline öksüre tıksıra gülen Tanrıbaba, Çiçek'i kollamaktaydı. Şans onun yanındaydı kimilerine göre, kimilerine göre ise sadece ballıydı. Ancak arılar bu konuyla bir ilgileri olmadığını bana söylediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim, ayak tabanları diyorduk değil mi? Evet işte kaderin bir cilvesi ile,  &lt;br /&gt;Çiçek'in psikiyatristi ayak fetişisti ve sadomazo eğilimler taşıyan başka bir cins olduğundan, Karate Çiçek'in tekmesine, "Anam bir daha vur!" diye tepki verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepkinle anal ilişkiye girsinler emi diyen Karate, mekanı camı tekmeleyerek terketti. Artık camdan da uçan tekmeyle çıktığına göre, artık o tam bir karatekızdı. Nişantaşı'ndaki muayenehaneden uçarak çıkan Çiçek üstü açık bir Serçe'nin arka koltuğuna düştü. Serçe'ye Ferrari motoru taktıran, ve "ehü ehü ironiyi severim" diye dolaşan topsakallı şöför, arka koltuğa bakıp, Allah'ım başka bir şey istesem olacaktı eki eki, diye haykırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada Allahbaba osura osura gülmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereye göçük hanım, dedi Modifiye Serçeli Prens. Serçe de beyazdı hani. Çiçek kafasını arabanın altın kül tablalarından birine vurduğundan "Sadece gaza bas." demekle yetindi. Nişantaşı trafiğinde gaza basan adam seksenlerden kalma hastalıklı sarı renkli bir mersedese çarptığında, ellerinde odunlarla Mersedes'ten çıkan adamlar adeta fizik kurallarına meydan okuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 fil bir arabaya nasıl sığar sorusuna gönderme yaparcasına, ikisi önden üçü arkadan çıktı. Ancak birisinin bile o arabadan nasıl çıktığı bir muammaydı. Bu sırada bir çocuk 3g telefonunda powerpuff girls seyrediyordu. Ses tarafından irkilen ve bir tür rekabet duygusuyla dolan Çiçek, hiyaa diye öne atıldı. Adamlar ellerindeki odunları bırakıp gülmeye başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek odunlardan birini alıp mekandan  hızla uzaklaştı. Bu kıyafetle olmayacaktı, kimse onu ciddiye almıyordu. Dar kotu, converse'leri ve havai gömlekleri andıran desenli gömlekleriyle, kimse onu ciddiye alamazdı ki. Karate Onur'un bile bir cübbesi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı ki Onur daha bacağını kaldıramıyordu, Çiçek ise spagat bile yapıyordu yeri geldiğinde. Hem onur Poi çevirebilir, kurufasulye pişirebilir miydi? Hayır! O türkü söylesindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet kahramanımızın bir cübbeye ihtiyacı vardı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-795747492394024841?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/795747492394024841/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/karate-cicek-le-prologue.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/795747492394024841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/795747492394024841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/karate-cicek-le-prologue.html' title='Karate Çiçek - Le Prologue'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-911031219922630007</id><published>2009-08-13T15:24:00.000-07:00</published><updated>2009-08-13T15:54:28.896-07:00</updated><title type='text'>Didim ve İsmimin Binbir Türlü Hali</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;Bu blog denen mereti ilk defa amacına uygun kullanacağım evet.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili günlük, bugün şey oldu diye başlayamayacağıma ve tembelliğin zirvesinde olduğuma göre&lt;span style="font-style:italic;"&gt; köpük banyosu yaparken kayseri aksanlı ingilizceleriyle hönküren garsonlar&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;yaşlı ingiliz kadınlara üstsüz break dance yaparken ninja kaplumbağa misali sırtları üzerinde dönen gençler&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style:italic;"&gt;bunları bir kenara çömüp çekirdek çitleyerek seyreden amcalar ve sürükledikleri aileleri&lt;/span&gt; gibi sıradan Didim gözlemlerini bir kenara bırakıyım önce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sondan başlayayım, bu gece bir barda bir ingiliz velet annesine Stevie yapıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SoSY054i46I/AAAAAAAAAEU/3Az8romWWv0/s1600-h/stewie_griffin2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 293px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SoSY054i46I/AAAAAAAAAEU/3Az8romWWv0/s400/stewie_griffin2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369584690391081890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;ve olaylar gelişir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mom, mom, mom&lt;br /&gt;Mommy, mommy, mama mama mama,...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Family Guy +18 olsun lütfen.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apartmanımızın elektrikleri kesik, merdivenlerin sayısını ve yüksekliklerini ezberledim, öyle inip çıkıyorum. İkinci katımızda da yaz kış çalışan bir "ker"hane var, spekülasyon veya espri yapmıyorum. Yani 10 kadının yaşadığı sürekli farklı erkeklerin girip çıktığı ve bütün kış kapısının önünden taksi eksik olmayan ve bu taksinin şöförü hep aynı olan ve erkek gibi davranan bir patroniçesi olan (aman duymasın) bir daireyi devlet dairesi sanmamız beklenemezdi sanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim, bu pek saygıdeğer patroniçe ay sizi kokunuzdan tanıdım diye seslendi bana bu akşam merdivenlerden inerken. Bir irkildim, sakallı suratımla kadına baktığımda kadın merdivenden aşağı yuvarlanıyordu. Sizi kardeşiim sandığm pardoğn dedi helyum yutmuş gibi bir sesle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha geriye dönelim, memento kafası, sahildeyim tanıştığım bir insan grubu ile oturuyor miskinlik yapıyorum ve de deli gibi esiyor. Bildiğimiz falcı kadınlardan biri geldi. Falcı kadınların hepsinin birbirine benzemesi ve benzer aksanlarla benzer tabirleri kullanmaları beni hep şaşırtmıştır. Aslında yalan söyledim, buna hiç şaşırmadım çünkü bu şimdi kafama dank etti, ve şu anda şaşırıyorum. A ne garip. Neyse, bu kadın bütün falcı kadın klişelerini kullandıktan sonra, param yok ama abla bak cüzdan falan niye alayım yanıma diyişimin üzerine "hadi be maykıl abi senin her yanın para" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama beni kimlik bunalımına sokacak gelişmeler bununla başlamamıştı tabii ki... Yine sıradan bir gündü ve voleybol oynuyorduk. Birisinin İspanyol abi diye bağırdığını duydum. Allah allah dedim, top bana geldi çevirdim, sakatım bu arada zıplayamıyorum koşamıyorum, şubedeki devlet memuru gibi voleybol oynuyorum anlayacağınız. Neyse, Hasan bana seslendi, nedegilefendim topu atsana diye. Topa baktım, solumda İspanyol abi diye bağıran çocuklara baktım, tekrar topa baktım, bütün sene kafamı *iken ispanyol arkadaşlarımı düşündüm. Çocukların toplarını attım, jejeje diye gülen arkadaşlarımı umursamadım - başka alemlere dalmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet şimdi elimizde ne var&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;İspanyol abi&lt;br /&gt;Her yanı para Maykıl abi&lt;br /&gt;Patroniçenin ablası&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok güzel, iki adım olduğunu insanların bu iki addan biri veya iki adın kombinasyonlarını kullandığını yabancıların bu isimleri abuk subuk telaffuz ettiğini de düşünürsek... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;annenize,kardeşinize ya da babanıza seslendiğinizde alakasız birisi kafasını çevirirse, bilin ki o nedegilefendim'dir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-911031219922630007?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/911031219922630007/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/didim-ve-ismimin-binbir-turlu-hali.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/911031219922630007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/911031219922630007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/didim-ve-ismimin-binbir-turlu-hali.html' title='Didim ve İsmimin Binbir Türlü Hali'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SoSY054i46I/AAAAAAAAAEU/3Az8romWWv0/s72-c/stewie_griffin2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-300567669218446462</id><published>2009-08-12T03:39:00.000-07:00</published><updated>2009-08-13T05:31:47.247-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><title type='text'>Geometry</title><content type='html'>Lines, defining words&lt;br /&gt;Tearing worlds&lt;br /&gt;apart to make new ones&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;to rot in&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-300567669218446462?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/300567669218446462/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/geometry.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/300567669218446462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/300567669218446462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/geometry.html' title='Geometry'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-3163605706845344363</id><published>2009-08-11T11:58:00.000-07:00</published><updated>2009-08-13T05:32:29.830-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır'/><title type='text'>Nedegilefendim'den büyük bir amme hizmeti!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SoHJr5IxB0I/AAAAAAAAAEM/lUBCefpNssM/s1600-h/kompela.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 160px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SoHJr5IxB0I/AAAAAAAAAEM/lUBCefpNssM/s400/kompela.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368793986711488322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, malum futbolcular Türk pasaportu aldığında bir de onlara Türkçe isim gerekiyor. Düşünmesin çocuklar rahat rahat koşsunlar diye şimdiden bu isimleri bulup futbolcu arkadaşlarımızın kafasını rahat tutayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'dan başlayalım, malum torpilleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Harry Kewell -  Hayri Kefal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Shabaani Nonda - Şaban Sonda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tobias Linderoth - Toybars Lele&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leo Franco - Leon Franko&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milan Baros - Metin Baro&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daniel Güiza - Danyal Güllü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Andre Dos Santos - Alican Dombiliaslan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cristian Baroni - Kamber Baron&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deivid de Souza - Alex de Souza - Davut Şasioğlu, Ali Şasioğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabio Bilica - Fahri Bilgili&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roberto Carlos - Rober Karslı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Beşiktaş&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Rodrigo Tello - Rahmi Telli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tomas Sivok - Toygan Sivilceli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bobo (Deivson Rogerio Da Silva) Derman Rahmet Sivrioğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michael Fink - Mikail Fink&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabian Ernst - Ferruh Erkek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Matias Delgado - Abbas Delikli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Matteo Ferrari - Metin Farfara&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Trabzonspor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Gustavo Colman - Gürhan Kodaman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tony Sylva - Tevfik Silivri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahima Yattara - İbrahim Yatalak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Alanzinho) Alan Carlos Da Costa - Alen Kirve Kozanoğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrvoje Cale - Hayri Kale&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rigobert Song - Resul Berk Solak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Drago Gabric - Demir Terlik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bursaspor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Stelian Kirita - Sercan Kurukafa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pablo Batalla - Pamir Battal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Shin Young-Rok - Şükrü Yağmurluk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dmitar Ivankov - Demir İhsanlı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabricio Melo - Faruk Mera&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;devamı gelecek&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-3163605706845344363?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/3163605706845344363/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/nedegilefendimden-buyuk-bir-amme.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/3163605706845344363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/3163605706845344363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/nedegilefendimden-buyuk-bir-amme.html' title='Nedegilefendim&apos;den büyük bir amme hizmeti!'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SoHJr5IxB0I/AAAAAAAAAEM/lUBCefpNssM/s72-c/kompela.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-8573190530112427362</id><published>2009-08-08T04:00:00.000-07:00</published><updated>2009-08-13T05:32:07.260-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır'/><title type='text'>Martı Jonathan Döner Olmuş</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sn1dUEqE8PI/AAAAAAAAAEE/2x4nEW4-I9s/s1600-h/doner.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 277px; height: 337px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sn1dUEqE8PI/AAAAAAAAAEE/2x4nEW4-I9s/s400/doner.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367548930324492530" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coniyi oldum olası sevmem. Böyle bir takım "poser"ci tavırlar, böyle bir takla güvercini mantalitesi, böyle yanar dönerlik, böyle postmodernist kimlik bunalımı tribini ben başka mahlukatta görmedim, belki Tyler Durden-Marla Singer ikilisi. Onlarla da başka bir yazıda buluşuruz. Martısın işte bağırıp simit dileneceksin, olayın bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tür uykusuzluk kafasının rasyonalizasyonu esnasında&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;*&lt;/span&gt; ortaya çıkmış bir önermedir başlıkta rastladığınız, izleyen muhtemel replikler ise:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Kuddusi Kirve&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Haberleri seyreden orta yaşlı adamcağız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hanım! Martı Jonathan, döner olmuş."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hayri Demiryılmaz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;80'lerden yadigar Fikirtepe Ülkü Ocakları Gençlik Kolu eski Asbaşbuğu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Üyü olmuş kömünüste"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Berkcan İngilizanahtarı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;Eminönü İskele'de açlığını dindiren metalci genç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bunun tadında bir gariplik var..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Nedegilefendim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yazar kişi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hayır Tuna Kiremitçi esprisi yapmayacağım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ü'lerin hor kullanılması konusunda ise Taksim'deki emlakçılarla yarışamayacağım. Stüdyo daire ve cümbalı evler kadar Martı Jonathan dalsın bürolarınıza emi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal mesajımı verdim ekmek almaya gidebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://miskokuzu.blogspot.com/2009/08/mart-jonathan-doner-olmus-artk-iki.html&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-8573190530112427362?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/8573190530112427362/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/mart-jonathan-doner-olmus.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/8573190530112427362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/8573190530112427362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/08/mart-jonathan-doner-olmus.html' title='Martı Jonathan Döner Olmuş'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sn1dUEqE8PI/AAAAAAAAAEE/2x4nEW4-I9s/s72-c/doner.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-3046014224228307743</id><published>2009-07-30T17:38:00.000-07:00</published><updated>2009-08-13T05:32:48.273-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İzlenim'/><title type='text'>Güiza</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnI94-bcgLI/AAAAAAAAADw/tn9mOgxtd_c/s1600-h/34521.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 233px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnI94-bcgLI/AAAAAAAAADw/tn9mOgxtd_c/s400/34521.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364418155191763122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana mı öyle geliyor yoksa bu adam mutsuz mu? Belki de sadece mutsuz bir ifadesi vardır; bilemiyorum. Adamı her gördüğümde acı çekiyormuş gibi geliyor. Öte yandan bir de Brezilyalılar'a bakın ne kadar şenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onca İspanyol tanıdım Dani, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;senin kadar suratsızını &lt;/span&gt;görmedim gerçekten. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bakın bu da bir gol sevinci&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnI-rT6tRRI/AAAAAAAAAD4/ePyd3QcBb5U/s1600-h/18.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 254px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnI-rT6tRRI/AAAAAAAAAD4/ePyd3QcBb5U/s400/18.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364419019953489170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roberto Carlos'a çok geçmiş olsun. İnşallah menisküs değildir, ıskaladığı topun gol olması da ayrı bir ironi ama sakatlık işte, ona bile gülemiyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saraçoğlu'nu tikiler basmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guie Gneki Abraham o hızıyla Turkcell Süper Lig'deki orta sıra takımlarının çoğunda banko oynar, tek başına maymun etti Önder'i. Balili'nin ve Kamana'nın bir hızlarıyla neler yaptığını gördük. Youla ve Promise de çok farklı sayılmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre'yi sarı lacivertle görmek hala beni çok rahatsız ediyor. Ama çok iyi oynadı, çok doğru yerlerde bastı ve kaleyi bolca yokladı. Böyle devam ederse milli takım için de çok hayırlı olur. Ama ben Emre'yi sevecek miyim? Hayır. Bu Emre'nin umrunda mı? Hayır. Niye konuşuyorum o zaman? Bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cristian'ı herkes çok beğenmiş, neyini gördüler de beğendiler anlamadım. Yok yani kötü olduğundan değil de, karşısında orta saha direnci yoktu adamın, bu adam defansif orta saha diye alınıyor en nihayetinde. Rakip 3 kişiden fazlasıyla yarı alan geçmedi ki Cristian'ı değerlendirelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Honved 10 kişi alan savunması yapıp topun arkasına geçti. Üç pas yapmadılar. Öyle aman aman baskıdan da değil topu Abraham'a atıp onun gol atmasını beklediler 5-0'a kadar. Ha öyle bile pozisyon buldular bir kaç tane ama Abraham dağlara taşlara vurdu. (kadı kızı) Evet Önder 2 senedir oynamamanın acısını çok çekti. Daum'un bıraktığı Önder değil şu anda, Daum da tez zamanda farkına varacaktır. Hamlesini mamlesini bilmem de Fener'e stoper lazım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gibi şeyler de var maçtan aklımızda kalan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-3046014224228307743?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/3046014224228307743/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/guiza.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/3046014224228307743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/3046014224228307743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/guiza.html' title='Güiza'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnI94-bcgLI/AAAAAAAAADw/tn9mOgxtd_c/s72-c/34521.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-3482303171698216146</id><published>2009-07-30T17:14:00.000-07:00</published><updated>2009-08-13T05:33:03.656-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İzlenim'/><title type='text'>Mustafa Sarp</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnI7VrEGr5I/AAAAAAAAADo/14Yam-512Gg/s1600-h/mustafasarp.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 202px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnI7VrEGr5I/AAAAAAAAADo/14Yam-512Gg/s400/mustafasarp.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364415349674913682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın ikinci yarıdaki performansı oldukça doyurucu olmakla birlikte ilk yarıda Kewell'ın girişimleri oldukça ektileyiciydi. Ancak Galatasaray'ın 90 dakikalık performansından çok Mustafa Sarp'ın maç sonunda yaptığı açıklamalardan etkilendiğimi söylemeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnI7VframSI/AAAAAAAAADg/ESP_3NeeQ9E/s1600-h/gol.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 339px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnI7VframSI/AAAAAAAAADg/ESP_3NeeQ9E/s400/gol.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364415346618571042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafta da görebileceğimiz ilk yenilen golde ciddi bir paylaşım hatası yapılmış ve kornerden golü yiyivermişti Galatasaray. Sarp'a performansı sorulduğundaysa,  &lt;span style="font-style:italic;"&gt;golü atan oyuncunun aslen Gökhan Zan'ın adamı olduğunu fakat onun koruduğu alana doğru hareketlendiği için onun sorumluluğunda olduğunu, sahanın en kısa oyuncusuna kafa vurdurmaması gerektiğini ve kendisi gibi hava toplarındaki hakimiyetiyle kendini tanımlayan bir futbolcunun böyle bir hata yapmaması gerektiğini&lt;/span&gt; söyleyerek, herkesten özür diledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Skor 4-1, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Gökhan Zan adamını kaçırmış, adam senin üzerine çıkacak kadar zıplamış, benim adamın değildi - adamı görmedim -&lt;/span&gt; diyebilirsin, ama çıkıp özür diliyorsun. Sarp transferi konusundaki tek üzüntüm daha önce gelmemiş olmasıdır. Bu takımda Batista'lar Saidou'lar oynarken neredeydin Mustafa? İlla Mehmet Topal'la Linderoth'u mu beklemen gerekiyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoş o konuda sorulan bir soruyu da cevapladı Sarp: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ben elimden geleni teknik direktörümün dedikleri doğrultusunda yapmaya çalışırım, son karar teknik direktöründür. Ama yedek de kalsam, tribünde de otursam bu tavrım değişmez.&lt;/span&gt; dedi aşağı yukarı. Bu sözlerinde samimi olmasa bile ki gayet samimi görünüyordu, bu lafları edebilecek zekada bir adamın bir takımda yer alması o takım için önemli bir şeydir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle adamlar her takıma lazımdır, Bülent Korkmaz'a üçüncü kez teknik direktörü olmak kısmet olmadı ama en azından benim teşekkürümü kazandı Kaptan. Sağol Bülent Korkmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-3482303171698216146?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/3482303171698216146/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/mustafa-sarp.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/3482303171698216146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/3482303171698216146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/mustafa-sarp.html' title='Mustafa Sarp'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnI7VrEGr5I/AAAAAAAAADo/14Yam-512Gg/s72-c/mustafasarp.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-8120816004951927026</id><published>2009-07-30T04:54:00.000-07:00</published><updated>2009-08-13T05:33:21.599-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Malumat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Transfer'/><title type='text'>Andres Mendoza</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnGLnHYT5uI/AAAAAAAAADY/HG8IRGdeusg/s1600-h/_39481741_mendoza_gi300x245.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 245px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnGLnHYT5uI/AAAAAAAAADY/HG8IRGdeusg/s400/_39481741_mendoza_gi300x245.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364222135287146210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Andres'i Brugge'den hatırlıyorum. Van der Elst kaptanlığında Anderlecht'e kafa tutan Brugge'nin en tehlikeli oyuncularından biri idi. Hızlı, bileklerine hakim ve ayağı düzgün bir oyuncu olarak bilirdim kendisini. Sovyetlerin dağılmasının ardından Ukrayna kulüplerinin transfer görgüsüzlüğünün bir nesnesi olan Andres, Metalurh Donetsk'te beklenilen performansı gösteremedi. Bu süre içerisinde Marsilya ve Dinamo Moskova'ya kiralanan Mendoza, geçtiğimiz sezon Steaua'ya transfer olmuştu. Gelin görün ki sezonu Meksika'da tamamladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbakırspor, Mendoza'yı nasıl renklerine katmayı başardı bilmiyorum ama çok iyi bir iş başarmışlar. Yine de bu kadar zayıf bir kadro yapısı ve kaotik bir yönetimde Mendoza'dan ne kadar verim alabilirler, bu ayrı bir soru işareti. De Nigris ayarında bir performans bekliyorum kendisinden, Diyarbakır düşerse bir Sivas transferi yapması da olasıdır. Asker, sever böyle transferleri.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-8120816004951927026?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/8120816004951927026/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/andres-mendoza.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/8120816004951927026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/8120816004951927026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/andres-mendoza.html' title='Andres Mendoza'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SnGLnHYT5uI/AAAAAAAAADY/HG8IRGdeusg/s72-c/_39481741_mendoza_gi300x245.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-457381042714453810</id><published>2009-07-28T21:21:00.000-07:00</published><updated>2009-08-13T05:30:43.154-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geyik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Uzunca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yapısal'/><title type='text'>Vural'ın Düşündürdükleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm_PjIPN2bI/AAAAAAAAACg/4gRa0Vs6Q3M/s1600-h/y%C4%B1lmaz.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 336px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm_PjIPN2bI/AAAAAAAAACg/4gRa0Vs6Q3M/s400/y%C4%B1lmaz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363733883635227058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde Tobol maçının ardından televizyondaki yorumları dinliyordum, Yılmaz Vural'a rastladım ve genelde yaptığım gibi küfredip kanal değiştirdim. Sizi bilmem ama bu bana çok oluyor... Yani öfkelenip bunu izleyen bir küfürle yapılan yorumun yarattığı baş ağrısı ile muhattap olmak istememek, tahammülsüzlük. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ama bu tahammülsüzlük kesinlikle karşı bir fikre değil, dile getirilen argümanın arkasında herhangi bir fikir yatmamasında. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyona çıkan insanların eşek yükü ile para alıp, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;maçtan çıkmış Ali Eren&lt;/span&gt; tadında yorum yapmaları apayrı bir yazı konusu olmalı. Gelin görün ki benim kafa takılan bambaşka bir sorun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında televizyondaki tartışmadan günler sonra kafama dank eden bir sorun bu. Vural, Zeman örneğinden yola çıkarak &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Sisteme göre oyuncuyla oynayabilir mi Galatasaray&lt;/span&gt;? &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Barcelona mı burası?&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bakın Zeman'a 4-3-3 diye tutturdu. Sonu ortada!&lt;/span&gt; diyerek Cassandra tadında bir yorum yaptı Galatasaray'ın yaşadığı saha içi organizasyon sorunlarıyla ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm_QIjWxVyI/AAAAAAAAAC4/CevvxYoXulo/s1600-h/zeman.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm_QIjWxVyI/AAAAAAAAAC4/CevvxYoXulo/s400/zeman.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363734526569830178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bel altı vurup Xavi-Iniesta, Barış-Ayhan analojisine girme ucuzluğu bir önce bahsettiğim düşünmeden söylenen basmakalıp sözler sorununun bir parçası, bunu ele almanın pek anlamlı olduğunu söyleyemeyeceğim. Ancak Zeman örneği bu düşünceyi destekleyen tek yönlü fakat güçlü bir örnek ve de Vural'ın devamında söyledikleri onun şahsi futbol anlayışı üzerinden Türk futbolundaki gündelik futbol tüketimi hakkında bize gerçekten önemli ipuçları verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbolseverlerdeki genel algının aksine, teknik direktörlük 11 oyuncuyu sahaya dizip en iyisini ummak değildir. Takımlar saha içi taktik setleri çalışır, kombine hücumları, pas üçgenlerini, duran top organizasyonlarını hazmetmeye çabalarlar. Üst seviye bir takımda çok yoğun bir fizik yükleme yapılamaz, zira maç trafiği ile birleşen fizik yükleme genelde sakatlıklara yol açar. Bu yüzden sezon öncesi küçük bir zaman dilimine sıkışır bu yükleme ve sezon içerisindeki tempo ile bu fiziksel seviyenin elde edilen momentumun psikolojik desteği ile beraber korunması beklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demem o ki oyuncuların fiziksel yapılarında ciddi değişimlere rastlamak bu yüzden çok zordur. Oyuncunun kendi özel zamanında kendini geliştirmesi elbette bir seçenektir. Walcott örneğindeki gibi teknik direktör oyuncunun bir sezonu kenarda geçirip güçlenmesi için bir program dahilinde hareket edebilir, ya da Ronaldo örneğindeki gibi yapılan fizik yükleme oyuncunun fizik kapasitesine güvenilerek sezon içerisine yayılabilir. Bu da tabii ki belirli sınırlar çizecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknik direktör, bu yüklemelere karar verir. Daha da önemli bir işi vardır teknik direktör olan kişinin, elindeki 20-25 kişilik insan grubunu bir amaç doğrultusunda motive etmeli, bu insanların farklılıklarını bir kenara koymasını sağlamalı, bu &lt;br /&gt;oyuncuların şahsi yaşamlarında bir dengeye ulaşmalarını sağlamalıdır. Holywood filmlerindeki &lt;span style="font-style:italic;"&gt;oyuncuların sorunlarıyla ilgilenen koç klişesi &lt;/span&gt;aslında çok da altı boş bir hikaye değildir. Zira teknik direktör, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;rakamlardan oluşan parametre öbekleriyle&lt;/span&gt; çalışmaz, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;insan&lt;/span&gt;larla çalışır. En nihayetinde sahaya koyduğunuz 11 insandan oluşan bir gruptur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zen Budizmi'nde &lt;span style="font-style:italic;"&gt;her anın yok olmaya mahkum olduğu&lt;/span&gt; ve kişinin sabit bir "ben"den bahsedemeyeceği söylenir. Hatta, Japon bir arkadaştan duyduğum kadarı ile Japonca'da "ben" kelimesini tam anlamıyla karşılayan bir kelime yoktur, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;farklı durumlar için farklı "ben"ler&lt;/span&gt; söz konusudur. Nishida, bu farklı benler sorununu nöronların sürekli olarak ölmesi ve yeni nörolojik bağlantıların kurulması üzerinden "fiziksel" olarak gerçekleşen bir değişime vurgu yaparak  anlatırken, postmodern ve postyapısal batı felsefecileri bu vurguyu dil ve algı üzerinden yapmışlardır. Ancak insanın bir "oluş" olduğu fikri modern insana pek de yabancı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( ya da Panta Rhei )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felsefe'yle arası iyi olmayanlar için bir cümle ile özetlersek, pek çok kültürde geleneksel olarak oluşmuş bir algıdır Keita = hızlı bir sağ açık denkleminin geçerli olmadığı. Keita yarın bacağını kırıp futbolu bırakabilir veya oyun tarzını değiştirmeye karar verebilir, Rijkaard erken bunama geçirip kendisini kaleye koyabilir, Adnan Polat da buna ses çıkarmayabilir, Zen'in de dediği gibi, bilemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modernist Batı, kişiyi kategorilere bölerek, bu kategoriler altındaki nitelikleriyle onu matematik bir düzlemde sabitlemeye ve bu şekilde ölümsüzleştirmeye çalışır. Bir FM futbolcu profili, bir sezon istatistiği ve hatta Keita iki kanatta oynayabilen, forvet özellikleri de olan hızlı bir hücum oyuncusudur deyişi bile aslında bu oyuncunun çizilen belirli bir resme hapsedilişidir. Futbolcu gördüğünüzde onun özelliklerini belirli parametrelerde değerlendirmeniz ve de gördüğünüz belirli parametrelerin zihninizde bir resim çizmesi kurulan bu sanal özdeşleşmenin bir sonucudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keita, her şeyden önce &lt;span style="font-style:italic;"&gt;su içen, yemek yiyen, belli ihtiyaçları, hırsları, hayalleri olan, bu hayalleri de sürekli olarak değişen ya da hiç değişmediğine kendini inandırmış bir insan&lt;/span&gt;dır.  Taaa yukarıda bahsettiğim fiziksel sınırlara elbette ki sahiptir, şu anda koştuğundan daha hızlı koşmasını bekleyemecek, sahip olduğu teknik yeteneklerin üzerine çok fazla koymasını ummayacağız. Ancak onun hakkında sahip olduğumuz veriler onu &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;salt&lt;/span&gt; belirli bir sistemin bir parçası olarak kabul edip, çıkacak sonuçları öngörebileceğimiz kadar net değil elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani Yılmaz Vural'ın her oyuncu grubuna göre sistem deyişinin en büyük sıkıntısı aslında buradadır, elinizdeki oyuncu grubu sürekli olaran değişen insanlardan oluşan, niteliklerini tam olarak saptayamadığınız bir insan grubudur. Bu insan grubu, matematiksel oranlardan - salt hız veya salt teknikten değil - bir çok yaşantıdan ve belirli bir fiziksel ve psikolojik kapasite bütününden meydana gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzdendir ki oyuncusuna artık bunlar çok şımardı, o kadar para kazanıyorlar gözü ile bakıp yeri geldiğinde oyuncusunu tekmeleyen bir teknik adamın başarılı olması zaten mümkün değildir. Yine bu yüzdendir ki Bülent Uygun, Fatih Terim gibi &lt;span style="font-style:italic;"&gt;teknik bilgisi sürekli olarak sorgulanan, entelektüel birikimi ise sorgulanmaya bile gerek duyulmayan, toplumun büyük bir kesiminin derin bir nefret beslediği&lt;/span&gt; insanlar, belirli bir seviyenin üzerine çıkabilmiş, önemli başarılar elde edebilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöven tavırlarıyla oyuncularının üzerindeki baskıyı bertaraf etmiş, tepkiyi üzerlerine çekmiş ve despot bir şekilde futbol takımının yönetiminin her aşamasında söz sahibi olarak bu insan grubunun yaşamında da otoriter tavırları ile söz sahibi olmuştur. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Dolayısıyla &lt;span style="font-style:italic;"&gt;imdat butonu Yılmaz Vural&lt;/span&gt;'ın başına geçtiği bir takım ne kadar Yılmaz Vural'ın iradesini yansıtmıyorsa geçen sene Sivasspor, o kadar Uygun'un iradesini yansıtmaktaydı. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu günlük düşünce tarzı yazıda sürekli olarak adını zikrettiğim Vural'a özgü değildir. Bir tüketim toplumuna dönüşümün en önemli göstergelerinden biri tarihliliğin yok olmasıdır. Yani günlük düşünce ve günlük amaçlar etrafında şekillenen bir yaşama tarzı, tüketimi tetiklediği için cesaretlendirilir. Kişi, olayları &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;bir süreç içerisinde değil, bir sonuç çevresinde&lt;/span&gt; anlamlandırır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm_UR6_LP1I/AAAAAAAAADA/fmryo7Ptu44/s1600-h/bulent-uygun.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm_UR6_LP1I/AAAAAAAAADA/fmryo7Ptu44/s400/bulent-uygun.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363739085578649426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülent Uygun'u günahım kadar sevmem, ancak bu sene transfer döneminde gösterdiği cesaret bugün farklı insanlar tarafından ortaya çıkan sonuç çerçevesinde değerlendirilecek, olmayan oyun kurgusu ve sistem üzerine fersah fersah yazılar yazılacak, Sivasspor'la belki dalga geçilecek belki Uygun'a uzun zamandır biriktirilmiş olan kin kusulacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu düşünce tarzının ekmeğini senelerdir yiyen Uygun bu sonuçla beraber kendini doğuran canavarın kurbanı olacak.Ancak yaptığı bu hamlelerin Bülent Uygun'un kişisel tarihi içerisindeki anlamı ve aslında bu cesaretle beraber gösterdiği vizyonun taşıdığı potansiyel bu sürecin yönetiminde yapılan hatalarla bir kenara bırakılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ajax incelemesinde de, Pirlo-Ayhan analojisinde de değerlendirdiğim gibi, nasıl takımlar ve sistemler bir oluş içerisindeyse, futbolcu da bir insan olarak sürekli olarak değişim içerisindedir. Dolayısıyla sistem içinde yapılan bir değişiklik salt sistemi değil, oyuncunun ruh hali ve karakterini de etkileyecektir. Evet belki bu bugün olmayacaktır, ancak &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ayhan - Xavi değil ki&lt;/span&gt; naraları yerini bir gün &lt;span style="font-style:italic;"&gt;aa Barış da böyle miydi&lt;/span&gt; deyişlere bırakabilir. FM tarzı bir bakış açısı oyuncuların potansiyelleri olduğunu bu potansiyelleri uzun vadede aşamayacaklarını düşünebilir, kaldı ki bu özünde çok &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;skolastik&lt;/span&gt; bir görüştür ve ciddi bir felsefe sorunudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Benim şahsi inancım&lt;/span&gt; potansiyel olarak belirlediğimiz sınırların ilüzyonlar olduğu ve bu ilüzyonların sonuçlarla yaratıldığı yönünde. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Farklı sonuçlar da elbette farklı ilüzyonlar yaratacaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bütün içerisinde Barış'ın veya bir başka futbolcunun taşıyabileceği anlam, o bütünün amaçlanan noktaya ulaşması halinde, bütünle beraber büyüyecektir. Dolayısı ile oyuncuların farklı bütünlerdeki geçmişleri üzerinden ulaşılan bir sonuçla, olgunlaşmamış bir yapı oluşturup bu yapı içerisinde oyunculardan optimal verim almaya çalışmak benim nazarımda &lt;span style="font-style:italic;"&gt;boğazın karşısına gecekondu dikmek&lt;/span&gt;ten farksızdır. Manzara ne kadar güzel olursa olsun o bina bir gecekondu olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapabileceğiniz tek şey de eksikleri yamamak olabilir bu noktada..Bu yüzdendir ki teknik direktörlük 11 isim yazmaktan fazlasıdır. Seneler içerisinde bir oyun fikri oluşturup, bu fikirle bir insan grubuna ilham verip, o insan grubunu fiziksel ve psikolojik olarak bu fikre hazırlayıp, bu fikre beden buldurmaktır &lt;br /&gt;teknik direktörlük. Fatih Terim'in burnu büyük ve agresif tavrı ile, Chelsea'den 5 yediği sene, çok daha zor olan cehennemi Leeds deplasmanından bir kabadayı gibi çıkan Galatasaray kadrosunun karakteri gibi aynı. Kavgacı, dominant, ne yapacağı belli olmayan, entelektüelliğe ve planlamaya değil, anlık bireysel parlamalarla üreten fakat tek bir an bile savaşmayı bırakmayan. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;O takım sahada terlerken, aynı teri kenarda döken bir teknik direktördü Fatih Terim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm_Pjfb_99I/AAAAAAAAACo/upqw6lgeOK8/s1600-h/fatih_terim.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm_Pjfb_99I/AAAAAAAAACo/upqw6lgeOK8/s400/fatih_terim.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363733889862858706" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Öte yandan Barcelona'nın sakin ve planlı oyunu esnasında Guardiola'nın tavrı bizim için başka bir ipucu olabilir mi? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm_WZVrF04I/AAAAAAAAADI/dBT6O3bw8mQ/s1600-h/400x400_JosepGuardiolaNew2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm_WZVrF04I/AAAAAAAAADI/dBT6O3bw8mQ/s400/400x400_JosepGuardiolaNew2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363741412024505218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistemler çizilen ideal resimlerdir ve asla gerçek resimle özdeş (kastedilen identical veya identisch'tir) olmazlar. Bu salt bir futbol sorunu değil, aynı zamanda bir dil sorunu, bir matematik sorunu ve bir inanç sorunudur. Ancak ortada uygulanması düşünülen bir fikir olmazsa, takımı oluşturan insan grubunun bir yönelimi ve onları bir arada tutan bir vizyondan da bahsedilemez. Sistem, yapılması gereken bir yürüyüşün rotasıdır. Amaçlanan noktaya ulaşılamayacaktır tabii ki, amaç sadece ve sadece fikre yaklaşmaktır. Dolayısıyla bu fikrin gerçeğe uygulanmasında zaman zaman gerçeklik ile uzlaşmaya gidilebilir, savunmanın ağırlığından dolayı oyununun boyunu kısaltmak adına takım daha geriye yerleşebilir örneğin ancak bu oynamalar büyük resmi değiştirmemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;İyi planlanmış bir bütün, parçaların her birini anlamlandırır&lt;/span&gt; ve&lt;span style="font-style:italic;"&gt; teknik direktörün işi öncelikle bütünledir&lt;/span&gt; ve o bütünü oluşturan parçalarla. Ama Keita, ama Arda, ama Servet olarak değil, bütün içerisindeki anlamları uyarınca. Parçaların &lt;br /&gt;psikolojik hazırlığı ise futbolcu Servet Çetin'in değil, insan olan Servet'in desteklenmesi sorunudur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-457381042714453810?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/457381042714453810/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/vuraln-dusundurdukleri.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/457381042714453810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/457381042714453810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/vuraln-dusundurdukleri.html' title='Vural&apos;ın Düşündürdükleri'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm_PjIPN2bI/AAAAAAAAACg/4gRa0Vs6Q3M/s72-c/y%C4%B1lmaz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-961987224603941886</id><published>2009-07-27T16:04:00.001-07:00</published><updated>2009-08-13T05:34:14.042-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Malumat'/><title type='text'>Harry İş Başında</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm40U7sGpLI/AAAAAAAAACI/jKeFGz2Sei4/s1600-h/cherries_archive_harry_470_470x352.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm40U7sGpLI/AAAAAAAAACI/jKeFGz2Sei4/s400/cherries_archive_harry_470_470x352.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363281740469544114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Redknapp, tanıdığı oyuncularla çalışmayı pek sever. West Ham akademisinin ekmeğini az yemedi, nasıl sevmesin ki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;(Ferdinand, Lampard, Johnson, Carrick, Defoe, Joe Cole)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin görün ki Harry, dış transferde genelde çuvallar.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;(Boogers, Nugent, Utaka gibi)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;bkz. http://www.cezasahasi.net/2009/07/epl-tarihinin-en-kotu-transferleri.html&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan olsa gerek İngiltere içerisindeki Hikmet Karamanvari turunda, duraktan durağa tanıdık oyuncuları taşımayı uygun görür. Southampton da tanıştığı Crouch'u, Portsmouth'a getiren de oydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son çalıştırdığı takımlara baktığımızda ise&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portsmouth'a Johnson,Crouch ve Defoe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm43KlUsZ6I/AAAAAAAAACQ/0pDnBpA3HQ4/s1600-h/defoe-400x300.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm43KlUsZ6I/AAAAAAAAACQ/0pDnBpA3HQ4/s400/defoe-400x300.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363284861201967010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tottenham'a önce Defoe, ardından Crouch&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm43KyUG83I/AAAAAAAAACY/hWupVxXUIGM/s1600-h/peter-crouch.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 379px; height: 281px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm43KyUG83I/AAAAAAAAACY/hWupVxXUIGM/s400/peter-crouch.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363284864689173362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gibi oyuncuları yanında getirmiş ya da kargoya verip garajdan almış olması göze çarpıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Redknapp'ın elinde olsa Lampard'ı sırt çantasında taşıyacağına dair inancım tam, ama Mourinho bile yerinden kıpırdatamıyor keratayı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Wilson Palacios'tan önce Harry'den bir Lassana da bekleniyordu ama selefi Ramos elinden kapmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat böyle işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deschamps da Monaco günlerinden kahramanı Morientes'i Marsilya'ya getirmiş.  Hadi bakalım, bir Şampiyonlar Ligi finali daha bekliyoruz kendisinden. O senenin Şampiyonlar Ligi ise ayrı bir hikayedir aslında... Monaco'nun herkesi yendiği, Porto'nun da Monaco'yu yenip Mourinho efsanesinin doğduğu senedir bir anlamda. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;(Tabii Porto'nun hakkını yememek adına arada Manchester ve Lyon'u elden geçirdiklerini hatırlatalım.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Porto'nun yarı finalde elediği Deportivo'yu, Monaco'nun grupta yedilemiş olduğunu hatırladım da... İçim bir hoş oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta Morientes'in Real Madrid'in canına okuması. Deportivo'nun 4-1'in rövanşında 4-0 ile Milan'ı elemesi (7 yiyen Deportivo evet) Mourinho'nun Porto'sunun dolu dizgin giderken Deschamps'ın Monaco'sunun, bir sene sonra Mourinho'nun başına geçeceği Ranieri'nin Chelsea'sini eleyişi ve belki de Mourinho'nun önünü iyice açmış olması (amma teknik direktör ismi dolandı değil mi?). Hikayelerle doludur o sene ve Mourinho da sanırım Deschamps'a bir çikolata bir şampanya borçludur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii Morientes'e de:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Morientes o sene gruplardan &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;sonra&lt;/span&gt; tamı tamına 5 gol atmıştı. Lokomotif Moskova ile oynanan rövanş maçı haricinde takımın gol attığı her maçta en az bir gol atan Fernando, Real Madrid'e de içeride dışarıda birer tane atarak, kendisini kiraya verenleri - verdiğine vereceğine pişman etmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah Morientes, bak beni yine duygulandırdın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o finalin kadrolanı da buraya yazayım da nostalji olsun - Monaco'daki bir beşiktaşlı bir galatasaraylı bir trabzonlu da dikkatimizi çekiversin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Monaco &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * 30 Flavio Roma&lt;br /&gt;    * 3 Patrice Evra&lt;br /&gt;    * 4 Hugo Ibarra&lt;br /&gt;    * 7 Lucas Bernardi&lt;br /&gt;    * 8 Ludovic Giuly&lt;br /&gt;    * 10 Fernando Morientes&lt;br /&gt;    * 14 Edouard Cissé&lt;br /&gt;    * 15 Akis Zikos&lt;br /&gt;    * 25 Jérôme Rothen&lt;br /&gt;    * 27 Julien Rodriguez&lt;br /&gt;    * 32 Gaël Givet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Substitutes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * 29 Tony Sylva&lt;br /&gt;    * 6 Jaroslav Plašil&lt;br /&gt;    * 9 Dado Pršo&lt;br /&gt;    * 18 Shabani Nonda&lt;br /&gt;    * 19 Sébastien Squillaci&lt;br /&gt;    * 24 Emmanuel Adebayor&lt;br /&gt;    * 35 Hassan El-Fakiri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Porto &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * 99 Vítor Baía&lt;br /&gt;    * 2 Jorge Costa&lt;br /&gt;    * 4 Ricardo Carvalho&lt;br /&gt;    * 6 Costinha&lt;br /&gt;    * 8 Nuno Valente&lt;br /&gt;    * 10 Deco&lt;br /&gt;    * 11 Derlei&lt;br /&gt;    * 18 Maniche&lt;br /&gt;    * 19 Carlos Alberto&lt;br /&gt;    * 22 Paulo Ferreira&lt;br /&gt;    * 23 Pedro Mendes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Substitutes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * 13 Nuno&lt;br /&gt;    * 3 Pedro Emanuel&lt;br /&gt;    * 5 Ricardo Costa&lt;br /&gt;    * 9 Edgaras Jankauskas&lt;br /&gt;    * 15 Dmitri Alenichev&lt;br /&gt;    * 17 José Bosingwa&lt;br /&gt;    * 77 Benni McCarthy&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bir takımın önce sağ bekini 12 küsür milyon pound'a satıp sonra onun yedeğini 2 sene oynatıp 20 milyona önceki sağ beki sattığı takıma satması da nasıl bir şark kurnazlığıdır anlamadım ben (:.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-961987224603941886?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/961987224603941886/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/harry-is-basnda.html#comment-form' title='2 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/961987224603941886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/961987224603941886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/harry-is-basnda.html' title='Harry İş Başında'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sm40U7sGpLI/AAAAAAAAACI/jKeFGz2Sei4/s72-c/cherries_archive_harry_470_470x352.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-4042711882994420406</id><published>2009-07-16T11:28:00.000-07:00</published><updated>2009-08-13T05:34:51.876-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İzlenim'/><title type='text'>Тобыл Футбол Клубы - Galatasaray</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sl9zpZekHiI/AAAAAAAAAA0/jsfvMc_WPVs/s1600-h/6a00d8341ca35253ef00e54f2ebe098833-800wi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sl9zpZekHiI/AAAAAAAAAA0/jsfvMc_WPVs/s400/6a00d8341ca35253ef00e54f2ebe098833-800wi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359129236645092898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Durun bir gerineyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir futbol maçı bu kadar da düşük tempolu oynanmaz ki. Sanat filmi mi çekiyorsunuz?  Dilmen bey de sinirlerime dokunmasa uyuyakalacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç &lt;span style="font-style:italic;"&gt;teknik analiz&lt;/span&gt;, efendime söyleyeyim &lt;span style="font-style:italic;"&gt;bloklar arası ilişki&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;erhan'dan pivot olur mu olmaz mı&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;her hücumda servet'le gökhan'a dönmek nasıl bir oyun kurgusudur&lt;/span&gt; tarzı muhabbetlere girecek halim yok, 12 saat uyumuş bünyeyi esnetme başarısından dolayı sarı kırmızılı futbolcuları kutluyorum. Ayrıca Tobol da ne çirkef takımmış, sempatik geliyorlardı her küçük takım gibi de sahada bir başına koşan-çırpınan Alparslan'dan ne istediniz bre dalgıçlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-4042711882994420406?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/4042711882994420406/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/galatasaray.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/4042711882994420406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/4042711882994420406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/galatasaray.html' title='Тобыл Футбол Клубы - Galatasaray'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Sl9zpZekHiI/AAAAAAAAAA0/jsfvMc_WPVs/s72-c/6a00d8341ca35253ef00e54f2ebe098833-800wi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-8618273174577577388</id><published>2009-07-13T15:20:00.000-07:00</published><updated>2009-08-13T05:33:44.300-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Malumat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Uzunca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yapısal'/><title type='text'>AFC Ajax özelinde Parça - Bütün ilişkisi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Slu_zURLo-I/AAAAAAAAAAs/DcibLFktN98/s1600-h/sampioni95.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Slu_zURLo-I/AAAAAAAAAAs/DcibLFktN98/s400/sampioni95.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358087070022345698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşım Cruyff'u veya &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Michels'in takımlarını&lt;/span&gt; çıplak gözle seyretmeme izin vermese de Hollanda futbolunun 90'lı yıllardaki yükselişine pek çoğunuz gibi ben de şahit oldum. Bu yüzden tarih bana daha güçlü örnekler sunsa da günümüz futboluna yakınlığını da göz önünde bulundurarak &lt;span style="font-style:italic;"&gt;90'lar&lt;/span&gt;dan başlayacağım hikayeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstatistiklerle canınızı sıkmak istemiyorum ancak dönemi ansiklopedik bir şekilde özetlersek:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;1991'de İstanbulspor'dan hatırladığımız Beenhakker'in Real Madrid'e gidişi üzerine takımın başına geçen yardımcısı Louis ilk sezonunda UEFA'yı alarak rüştünü ispat etmişti. Ligde beklenen başarıyı PSV'nin arkasında kalarak elde edemeyen takım 93 yılında yıldızları Bergkamp ve Jonk'u Inter'e göndermek durumunda kalıyor. Akabinde de &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Avrupa'yı da gördüm artık memleketime dönebilirim&lt;/span&gt; diyen Rijkaard'ı ve genç&amp;cevval yetenek Finidi'yi bünyesine katıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman Şampiyonlar Ligi, Şampiyonlar Ligi'ydi. Bu &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;eski bayramlar gibisi yok&lt;/span&gt; tadında cümleyle tek anlatmak istediğim kupaya sadece şampiyonların katılabildiği tabii. Yeni transferleri ve altyapıdan çıkan gençlerin eşliğinde şampiyonluğa ulaşan takım 94-95 sezonunda Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna ulaşıyordu. 95-96 sezonunda ise (ki bu sezonunun bir cm2 hollanda oyunu da vardır stres atmak isteyenlere Ajax'ı seçmelerini öneririm) 18 yaşındaki Kluivert tabiri caizse döktürüyor; gelin görün ki Ajax finalde Juventus'a kaybediyordu.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bu esnada galaksinin başka bir yerinde&lt;/span&gt; Jean-Marc Bosman denilen adam kulübü RFC Liege'e açtığı davayı kazanıyor ve  bu dava &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;kendisi için küçük ancak futbol dünyası için bir adım&lt;/span&gt; oluyordu. Avrupalı futbolcuların kazandığı serbest kalma hakkı, Avrupa Birliği'nin sunduğu serbest dolaşım hakkı ile  birleştiğinde mevcut düzeni ekonomik açıdan güçlü takımların lehine kökten bir şekilde büyük balık-küçük balık prensibini gözlerimize gözlerimize sokarak değiştiriyordu. (Bu sayede Bosman'ın adını Maradona'dan fazla zikreder olduk, bundan eski Anderlecht ve Twente'li John Bosman da epey bir nasibini almıştır.) O zamanlar Cristiano Ronaldo muhtemelen okumayı geç söktüğü için sınıf arkadaşlarının alaylarına maruz kalıyor, sözleşmesi biten futbolcuların aklına da köle olmadıklarını tabloid gazetelere haykırmak gelmiyordu. (Ya da tabloid gazeteler köle değilim diyen futbolcuları ciddiye almıyordu - pek sanmıyorum ama...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dönemler İtalyan futbolu, Berlusconi ve Agnelli'nin etkisi ile dünya futbolundaki en prestijli futbolcuları bünyesinde toplayan bir çekim merkezi idi. İki sene üst üste finalde İtalyan takımları ile karşılaşan Ajax'ın futbolcularına Milan ve sonraları Barcelona'nın aç gibi saldırması da haliyle çok da şaşırtıcı olmamalıydı. Bu dönemde Ajax'ın vermeyi hayal edemeyeceği paraları bir anda önlerindeki sözleşmelerde gören genç yetenekler ekonomi sınıfı biletlerini alıp İtalya'ya uçuverdiler. Ajax'ın yapabileceği çok bir şey de yoktu zira Bosman kuralları daha yeni geçerlilik kazanmıştı ve buna hazırlıksız yakalanmışlardı: Aynı Galatasaray'ın 2000'lerde yakalandığı gibi (bkz. Türkiye'de her şeyi beş sene geriden takip etmemiz - grunge -- Arabesk-Rock fusion'ı Duman ve türevleri , rapcore -- Ankara Sound Manga, Çilekeş ve türevleri, vs...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra da Van Gaal'i kaybettiler.(Van Gaal de İspanya'da kurduğu Hollanda kolonisinin Katalanlar tarafından benimsenmemesi ve Avrupa kupalarındaki performansın yeterli görülmemesi nedeni ile üç senenin sonunda takımdan ayrılmak durumunda kaldı . ) O dönemden sonra da hala toparlanabilmiş değiller. Van der Vaart ve Sneijder'in başını çektiği güçlü bir jenerasyon yakaladılar ancak bu jenerasyonun önemli oyuncularını takımda tutamadılar. Babel'i Liverpool'a, Van der Vaart'ı Hamburg'a, Sneijder'i Real Madrid'e satan Ajax yönetimi, bu oyuncuların yerlerini doldurma konusunda PSV'nin senelerdir izlemekte olduğu yolu tercih ederek Hollanda içinde parlayan yetenekleri transfer etti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Machlas ve Suleijmani gibi örneklerde çuvallayan bu politika, Huntelaar'da ise meyve verdi. Takımdan ayrılan oyunculardan hiçbiri kendilerinden beklenen derecede bir patlama gösteremedi. Ne Babel, İngiltere'de Overmars'ın yarattığı etkiyi yaratabildi, ne Heitinga İspanya'da bir Koeman olabildi,  ne Sneijder ve Van der Vaart, bir Seedorf veya Davids'in istikrarını gösterebildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak burada bence daha önemli olan nokta, Seedorf, Davids, Overmars, Kluivert, Ronald de Boer, Frank de Boer gibi oyuncuların kendilerinden beklenen "efsane" düzeyine ulaşamamış olmalarıydı. Onlar Avrupa futbolu'nun elit futbolcuları olsalar da asla en tepede yer alamadılar. Cruyff'un Barcelona'da, Rijkaard'ın Milan'da Bergkamp'ın Arsenal'de yarattığı etkiyi yaratamadı hiçbiri. Kariyeri iniş çıkışlarla dolu olan Kluivert, bir türlü istikrar sağlayamadı. Ajax'tan gittiği Milan'da 27 maçta 6 gol atabilen Patrick, Van Gaal'in Barcelona'sında kendini toplasa da 18 yaşında Şampiyonlar Ligi finalinde maçı kazandıran golü atan "genç yıldız", kendisinden beklenenleri asla tam anlamı ile karşılayamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kluivert'la beraber Milan'a transfer olan takım arkadaşları Edgar(Davids),Michael (Reiziger) ve Winston (Bogarde) da bu hayal kırıklığından nasiplerini almışlardı. Edgar Juventus'a, Michael ise Van Gaal'in Barca'sına transfer olarak kariylerini kurtardıysa da Winston o kadar şanslı değildi. Van Basten, Rijkaard ve Gullit'in kazandırdığı kupaların tadı damağında kalan Silvio (Berlusconi), Bosman kuralından faydalanarak Ajax'a &lt;span style="font-style:italic;"&gt;aç gibi saldırırken&lt;/span&gt; bu denli bir hezimeti ön görmüyordu sanırım. Milan iki sezon içerisinde &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Sacchi ve Capello&lt;/span&gt; gibi iki teknik direktörü öğütürken bu iki sezonu 10 ve 11.'lik dereceleriyle bitiriyor ve Juventus'a San Siro'da 6-1 lik sonuç ile boyun eğiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne İtalya'daki ne de İspanya'daki Hollanda projesi başarılı bir sonuç verebilmişti. Bu da bize şu soruyu sordurtuyor: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bir arada dünya futbolunu domine edebilecek seviyede bir futbol oynayan bu denli genç ve önünde yıllar olan bir takımın üyeleri nasıl oldu da gittikleri takımlarda kariyerleri boyunca kendilerinden bekleneni karşılamakta böyle zorlandılar?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Civilization oynayanlar ve az biraz felsefe okumuş olanlar bilirler, Aristoteles'in bu konuya dair güzel bir deyişi vardır:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Bütün, parçaların toplamından fazlasıdır."&lt;/span&gt; Bu deyiş bizim için bir ipucu olabilir, fakat şu soru bizim için hala güncelliğini koruyor: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bütün, parçaların toplamından ne kadar fazlası olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın 2000 ruhu dediği şey &lt;span style="font-style:italic;"&gt;bir bütün olarak oynamaya alışmış, birbirinin tabiri caizse ciğerinin içini bilen, kimin nereye koşacağını, nereye pas atacağını kestirebilen oyuncuların bir bütün olduklarında birbirlerinin eksik yönlerini kapatmak sureti ile daha etkili bir oyun oynamaları&lt;/span&gt; değildir de nedir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Şampiyonluğu ve Dünya Şampiyonluğu kazanan Fransa milli takımının iskeletini oluşturan Trezeguet,Henry,Thuram gibi oyuncular Monaco alt yapısında ve Fransa ümit milli takımında yıllarca beraber oynamış, birbirlerini tanıyan oyunculardı. Geçen sene akıl almaz bir performans gösteren Barcelona'nın iskeletini oluşturan oyuncuları bir gözünüzden geçirin. Bu oyuncuların altyapıdan yetişmiş olmalarını &lt;span style="font-style:italic;"&gt;aa negsel altyapıları çalışıyor hepsi de Katalan&lt;/span&gt; romantizmine boğulmadan,&lt;span style="font-style:italic;"&gt; bu adamların kaç senedir birlikte oynuyor oldukları ve nasıl bir futbol fikrini benimsemiş oldukları&lt;/span&gt; doğrultusunda değerlendirin. Bu altyapıyı kuran adamın kim olduğunu, bu oyuncuları ilk olarak A takımda değerlendiren adamın kim olduğunu bir gözünüzden geçirin. Cruyff'un kaç senedir Barcelona'da parmağı olduğunu Puyol ve Xavi'yi çıkaran Louis'i; Messi,Valdes ve Iniesta'ya ilk gerçek şanslarını veren Rijkaard'ı hatırlayın ve sorun kendinize: Arsene Wenger her sene kadrosunu baştan aşağı yenilese böyle akıcı bir oyun oynayabilir miydi Arsenal?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarz yapılarda oynamaya alışmış oyuncuların en büyük sorunu, bu tarz yapılardan çıktıklarında onların eksiklerini aynı şekilde kapatacak oyuncuları bulamıyor olmaları. Ajax'ın elindeki yetenekli jenerasyonu kaybetmemesi halinde 94 "ruhu"nu yakalaması ihtimal dahilindeydi elbette, fakat ellerindeki oyuncuların gerçekten o seviyede olup olmadıkları veya oyuncuların erkenden takımdan ayrılmış olmalarının kariyerlerinde nasıl bir etkiye sahip olduğu da benim için cevapları halen karanlık olan sorular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kale direği arasını korumakla sorumlu olan Van der Sar'ın dahi Juventus'ta çuvallayıp Fulham'a transfer olması ve kariyerini orada canlandırması dahi bize performansın salt oyuncunun yetenekleri ile  doğru orantılı olarak şekillenmediğini gösteriyor. Psikolojik faktörler nedeniyle oyuncunun "büyük" bir camianın bünyesinde oynamaya hazır olup olmadığı da önemli bir belirleyici etken. Van der Sar'ın İngiltere kariyerine baktığımızda başarının salt yapı tarafından da belirlenmediğini görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayern Münih tarzı bir yapılanma göstererek Hollanda'da yetişen yıldızları genç yaşta bünyesine katan PSV, son senelerde profil küçülterek Alex, Robben, Van Bommel, Kezman gibi oyuncuları uygun taliplileri bulduğu anda elden çıkartarak yurt içindeki diğer "yıldız" ve yıldız adaylarına yönelmişti, şimdi Ajax da bu tarz bir yapılanmayı tercih ediyor ki bu tercih bana kalırsa bu takımların ellerindeki tek uluslararası başarı şansının kürtajı anlamına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan AZ Alkmaar, Van Gaal ile yakaladığı istikrarla kazandığı şampiyonluğun keyfini, Bayern'in Van Gaal'i başa getirmesi sebebiyle pek de süremedi. Hollanda futbolunda son senelerde ciddi bir jenerasyon sıkıntısı olduğu da ortada, bu durumda Ajax'ın transfer politikasının ne kadar etkisi var bu başka bir yazıda konu hakkında daha bilgili birisi tarafından irdelenmesi gereken bir soru. Ancak oynadığı kısa sürede bir Eredivisie efsanesi haline gelen Afonso Alves'in Premier League'de küme düşen Boro'da gösterdiği performans ortada. Afonso Alves, Heerenveen'e kulüp tarihinin en pahalı transferi olarak gelmişti ki o takım, Van Nistelrooy, Tomasson, Huntelaar gibi oyuncuların da zıplama tahtasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heerenveen, Groningen, Ajax gibi takımların bir diğer çıkış noktası da İskandinav liglerini yağmalayarak bu jenerasyon sıkıntısının önüne geçmek. Zlatan Ibrahimovic, Marcus Berg hatta yine Malmo'den transfer olan Afonso Alves bu konuda güçlü örnekler. AZ Alkmaar, Göteborg'dan Wernbloom'u transfer ederek bu halkaya bir yenisini eklemek niyetinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim çok dağıldık, bu sorunu nasıl aşacakları Hollandalı'ların sorunu. Tek istediğim bu tarz bir yapılanmanın neler getirebileceğini - oyuncu kalitesi ile oyun kalitesi arasında doğru bir orantı olmadığını ve de ülke futbolunda yaşanan tıkanmalar ne gibi çözümler getirilebileceğini Ajax ve Ajax'tan giden futbolcular özelinde tanık olduğumuz bir tarihten örneklere yaslanarak göstermekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de eski CM oyuncularını, fantazi takım severleri ve küçüklüğünde bozuk para veya kağıt parçasını top yaparak iki hayali takıma maç yaptıran çocukları mutlu etmek adına 95'lerin Ajax'ını ve Ajax'ın taze dağılan jenerasyonunu 11'le karşı karşıya getirelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van der Sar - Frank de Boer - Blind - Rijkaard - Reiziger - Overmars - Ronald de Boer - Davids - Finidi - Litmanen - Kluivert&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grim, Bogarde, Seedorf, Hoekstra, Dani&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stekelenburg - Vermaelen - Heitinga - Chivu - De Jong - Babel - Sneijder - Van der Vaart - Pienaar - Huntelaar - Ibrahimovic&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedek yazamıyorum, on biri çıkartana kadar bile epey hafızamı yokladığımı söyleyebilirim. 94'lerde ise makası biraz genişletebilirsek, yazılabilecek Bergkamp, Jonk, Marcio Santos gibi oyuncular da var. Sizce kim kazanır?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-8618273174577577388?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/8618273174577577388/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/afc-ajax-ozelinde-parca-butun-iliskisi.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/8618273174577577388'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/8618273174577577388'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/afc-ajax-ozelinde-parca-butun-iliskisi.html' title='AFC Ajax özelinde Parça - Bütün ilişkisi'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/Slu_zURLo-I/AAAAAAAAAAs/DcibLFktN98/s72-c/sampioni95.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-7211839384714774876</id><published>2009-07-13T12:58:00.000-07:00</published><updated>2009-08-13T05:35:50.039-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır'/><title type='text'>Fotospor Yalan Söylemez!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SluSjXPMmKI/AAAAAAAAAAc/eQ2w9YBVd9c/s1600-h/dd2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SluSjXPMmKI/AAAAAAAAAAc/eQ2w9YBVd9c/s320/dd2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358037317918169250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SluSjCqK7JI/AAAAAAAAAAU/toyUw2GNf4g/s1600-h/didier+drogba.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SluSjCqK7JI/AAAAAAAAAAU/toyUw2GNf4g/s320/didier+drogba.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358037312394161298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pardon o FM yalan söylemez olacaktı galiba... (:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Data editor veya photoshop türevleri kullanılmamıştır, Trabzonspor oyunda tamamen AI tarafından yönetilmektedir. Oyunun hiçbir aşamasında Trabzonspor'a hiçbir müdahelede bulunulmamıştır)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-7211839384714774876?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/7211839384714774876/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/fotospor-yalan-soylemez.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/7211839384714774876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/7211839384714774876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/07/fotospor-yalan-soylemez.html' title='Fotospor Yalan Söylemez!'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SluSjXPMmKI/AAAAAAAAAAc/eQ2w9YBVd9c/s72-c/dd2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6814785217476120859.post-9001439622967532893</id><published>2009-02-09T09:10:00.000-08:00</published><updated>2009-08-13T05:35:27.264-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Malumat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Uzunca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yapısal'/><title type='text'>Ayhan Akman</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SZBxsECDg5I/AAAAAAAAAAM/XLh4fM5L_qk/s1600-h/ayhan.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 227px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SZBxsECDg5I/AAAAAAAAAAM/XLh4fM5L_qk/s320/ayhan.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5300861763225617298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bundan bir beş yıl önce bana blog tutacaksın deseler &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"blog ne abi?"&lt;/span&gt; derdim sanırım... Gelecek olan muhtemel bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"günlüğe benzer, köşe yazısından hallice bir şey"&lt;/span&gt; cevabı ve  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;web 2.0 - kullanıcı odaklı içerik - yeni nesil sosyal ağ kurmacacılık&lt;/span&gt; ana başlıkları üzerinden giden kısa bir kafa ütüleme seansının ardından pelteye dönen beynim, ikinci kehaneti ise kesinlikle kaldıramazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"İlk yazın Ayhan Akman üzerine olacak"&lt;/span&gt; dendiğinde ise bir yay gibi gerilen sinirlerim okkalı bir küfrü serbest bırakırdı sanıyorum. Türkçe'deki küfür dağarcığından en çok çeken "kutsal" annelerimizdir herhalde. Anneler çaktırmazlar ama bu duruma içten içe çok içerlerler. Türkiye'deki her anne tarihteki en eski meslekle ilişkilendirilmiştir. Ancak bu ilişkilendirmenin onların "kutsal" kimlikleri ve bu kimliğe verilen önemle de ilgili olduğunu yadsımamak gerek. Bir insanı taciz etmek istiyorsanız en önemli değerine saldırırsınız değil mi...&lt;br /&gt;(dağılıyoruz evet...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Neyse...&lt;/span&gt; Beni okumaya bir şekilde niyet eden ahaliyi şimdiden uyarayım: &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Neyse&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;'lere alışmalısınız demeyi saygı değer okuyucuya bir borç bilirim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Neyse...&lt;/span&gt; Bahsi geçen hipotetik ak sakallı dede senaryosunda Ayhan Akman konusunda yaşayacağım kısa süreli şokun asıl sebebi sayın Akman'ın yeteneksiz bir futbolcu olması değil, kariyeri boyunca sıradan bir top aşığı türk genci profili çizmiş olmasıdır. Bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tarık Daşgün &lt;/span&gt;vardı, saygıyla anarım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde, (Türkiye'yi kastediyorum - valla)  futbol yeteneği yıllar yılı (CM-FM jenerasyonu ve PES serileri sayesinde herkesin futbol yorumcusu ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;DMC &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rino Gattuso&lt;/span&gt; aşığı olmasından öncesine tekabül eden bir zaman dilimidir bu)   çalım atma kabiliyetiyle ölçüldü. Kendini çalımlayan Yattara'nın bunca tutulması ve Yusuf'un bu yaşında böyle bir transfer yapması ve de milli takıma çağrılması da bu geleneğin hala direndiğini göstermektedir kanımca... Çalım güzeldir elbette, teknik kabiliyeti yüksek delikanlılar candır, sahada görmek istediğimizdir. Her şeye tamam da: yetenekli = çalım atabilen denklemi yıllarca türk futbolunun belini bükmüştür. Çünkü 11 kişiyi geçip gol atmak ( Maradona - Messi ve&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; içine bir şeyler girmiş Oktay Derelioğlu&lt;/span&gt; - &lt;span style="font-style: italic;"&gt;cin gibi george best gibi&lt;/span&gt; - gibi örnekleri bir kenara ayırırsak) pek de mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ne yazık ki futbolda, rakip takım diye bir şey de söz konusu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyorduk.. Evet, Ayhan Akman!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayhan, Gaziantepspor'dan Beşiktaş'a transfer olduğunda klasik bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;on numara&lt;/span&gt;ydı. Yani &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;top yapan, çalım atan, ara pası atan, şut atan&lt;/span&gt; ve de bu niteliklerinden dolayı top rakibe geçince kendisine &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yatma&lt;/span&gt; imkanı bahşedilen oyuncuydu. Elbette &lt;span style="font-style: italic;"&gt;10 numara&lt;/span&gt;lar keyiflerinden yatmıyorlar, enerjilerini hücumda verimli kullanmak - kendilerini unutturmak gibi bugünlerde pek önemsenmeyen taktiksel gerekçeler var bu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tembelliğin&lt;/span&gt; arkasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada kurcalamak istediğim &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;artık başörtüsü meselesine dönen &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;10 numara&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;nın gerekliliği veya gereksizliği tartışması&lt;/span&gt; değildir. Tam aksine &lt;span style="font-style: italic;"&gt;oyuncu odaklı&lt;/span&gt; konuşasım var. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;10 numara&lt;/span&gt; olmak isteyen her türk gencinin yıllar yılı atladığı bir şey oldu: Krizlerde fatura hep yöneticilere kesilir.  Beşiktaş'ın başarısızlığında da orkestra şefine patlayacaktı kabak, patladı da. Her &lt;span style="font-style: italic;"&gt;10 numara&lt;/span&gt;, Alex, Hagi istatistikleri koyamıyor ortaya. (Ceyhun'a sorun daha iyi anlatır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giunti ve Tayfur'la orta sahayı kapatan Lucescu, zaten kariyeri dip yapmış Ayhan'ı takımında düşünmediğinden, Ahmet Yıldırım karşılığında Galatasaray'a yolladığında tüm Galatasaray taraftarları sanırım Servet transferinde geçirdikleri türden (Servet-Milan-Shevchenko üçgeni) bir kalp teklemesi geçirmişlerdir, tansiyonları zirve yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felipe'yi koşmuyor diye yollayıp yerine Revivo'yu getiren takımda Hagi'nin forması'nın (Bilin bakalım kaç numara?) Ayhan Akman'a emanet edileceği fikrinin ne kadar rahatsız edici olduğunu varın siz düşünün...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şartlar altında geldi Galatasaray'a Ayhan. Gençlik bakımından Semih'ten halliceydi geldiğinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bir İtalya'ya yollanıp Brecia'ya bakalım. Sene 98, Brescia'nın İtalya'da hala arada da olsa adı geçen bir takım olduğu dönemler. Şu anda tam olarak o döneme ait kadroyu araştırmaya üşensem de Dario Hubner - Luca Toni - Baggio - Bonera - Guardiola - Appiah  ve "Seric" gibi isimlerin Brescia forması giydiğini &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;CM&lt;/span&gt; fanlarına hatırlatıp anılarını depreştirelim.  Pirlo bu takımın genç yıldızı göz nuru olarak parladığında Moratti'nin transfer çılgınlığının bir nesnesi olmuştu. O dönemde takıma transfer olan sayısız genç "yıldız" gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tipik bir 10 numara olan Pirlo, Inter de fırsat bulsa da verim gösterememiş. Reggina'ya kiralanmış, Inter'e dönmüş kürkçü dükkanına kiralanmış... (Zafer Biryol kariyer çizgisi - Recoba'ya da saygılarımı sunarım)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Inter baktı olmuyor, ezeli rakibi Milan'la yaptığı bir takas sırasında Pirlo'yu San Siro'ya postalamış. (Francesco Coco, Guly Inter'e - Dario Simic ve Pirlo Milan'a)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancelotti'yi oldum olası sevmem. Milan'ı hep Van Basten'le Gullit'le hatırlamak isteyen bünyeme Galliani tarafından oynanmış bir oyundur Carlo. Endüstriyel futbol, workrate, teamwork, istikrar, pres alan daraltma diyenler olacaktır belki ama Ambrosini, Gattuso ikilisinin ilk 11 oynadığı bir takıma ben Milan demekte zorlandım senelerce. Aklımda kalan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Stoitchkov'lu Barca'ya finalde 4 atan &lt;/span&gt;takımdı, (ki Ancelotti'de o takımın kadrosundaydı yanılmıyorsam)  belki de ondandır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse... (uyarmıştım)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancelotti kariyerinde yaptığı belki de (belki fazla gibi) en parlak hamleyi yaparak Pirlo'yu ön liberoda görevlendirdi. İnanılmaz bir oyun görüşü olan bu yetenekli genç, Alex kaleye yakın oynasın, Ardayı kalenin poposunda tutalım yeteneklerini optimize edelim diyen görüşün aksine savunmanın hemen önünde yer aldı. (Arda-Lahm analojisi yapasım var - ama kendime hakim olmalıyım)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı ki bu arada bir örnek daha vermeliyim, Hidayet Türkoğlu'nun 2 metreyi aşan boyu ile altyapıda oyun kurucu oynatıldığını biliyor muydunuz? Kendinizi geliştirmeniz için oyunun farklı boyutlarını farklı görevlerle yerine getirebilmeniz gerekir. Bu size oyun içerisinde kullanabileceğiniz daha çok seçenek sunar, oyununuza farklı boyutlar kazandırır. Bugün Hidayet, NBA'de ilk beş oynuyor ve bu kadar yüksek asist ve reb. rakamlarını ortaya koymayı başarıyorsa, bunu altyapıdan gelen çok yönlü bir eğitime borçludur.  Tam da bu yüzden Tuncay'a sol açık oynamak ve Arda'ya Manisa'da sağ bek oynamak çok şey katmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf Şimşek gibi orta seviye takımlarda yıldız olmayı tercih etmeyen Pirlo, kendini yeni yerine adapte etti, kendini geliştirdi ve yeteneklerini oyunu geriden kurarak yardımcı olmak için kullanarak takımına seviye atlattı. Belki Gattuso kadar kendini yırtmıyordu ama Pirlo'suz takım "olmuyordu".  Hala da olmuyor ya. Mesele "sadece" oyunun iki yönünü oynamak değildir, mesele yeni bir mevkiye adapte olma ve farklı yetenekleri kutunun dışında kullanabilmektir. Pirlo'yu arka alana çekerek forvet arkası oynayabilecek bir başka yeteneğe yer açmak ve basketbol da çokça adı geçen spacing meselesini futbola uygulayabilmek - yani sahaya iyi yayılmaktır Milan'a o Şampiyonlar Ligi finallerini oynatan. Ne kadar iyi bir pas yeteneğiniz olursa olsun takımınızın oyuncuları pas almaya müsait değillerse, etkin olamazsınız ve bu bağlamda arka alanda bu denli yetenekli bir pasörünüzün olması elbette ki dengeyi lehinize değiştirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pirlo bunu yaptığında 22 yaşındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayhan Akman ise Galatasaray'a bir enkaz olarak geldiğinde 25'ini deviriyordu. Bugün geldiği nokta gerçekten takdire değer. Ayhan yaptığı işi o kadar iyi yaptı ki bu mevki için yetişmiş oyuncuların önünde bir alternatif oldu, Avrupa Şampiyona'sında yarı final oynayan bir takımın önemli dişlilerinden birisi olarak göze çarptı.  Daha da önemlisi mental bir gelişim göstermenin bir "türk futbolcusu" için de mümkün olduğunu gösterdi hepimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayhan'ın iyi veya kötü oynayacağı günler olacaktır elbette. Sevmediğimiz huyları bizi rahatsız edecek; saha içinde ve dışındaki önemli hatalarını kendimizce eleştireceğiz. Ancak Ayhan'ın gösterdiği zihinsel gelişim takdir etmemiz ve işaret etmemiz gereken radikal bir örnek.  Özellikle de yetenek olgusu - çalım parametresiyle kısıtlı kalmaktan ancak kurtuluyorken.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6814785217476120859-9001439622967532893?l=nedegilefendim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/feeds/9001439622967532893/comments/default' title='Kommentare zum Post'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/02/ayhan-akman.html#comment-form' title='0 Kommentare'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/9001439622967532893'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6814785217476120859/posts/default/9001439622967532893'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nedegilefendim.blogspot.com/2009/02/ayhan-akman.html' title='Ayhan Akman'/><author><name>nedegilefendim</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13479508505151519802</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5VQxw0A8uSc/SZBxsECDg5I/AAAAAAAAAAM/XLh4fM5L_qk/s72-c/ayhan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
